Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
KESİN DELİL YOKSA BERAAT KARARI VERİLMESİ Mİ GEREKİR?
Ceza yargılamasında deliller, bir çok açıdan (dijital olan-olmayan deliller, aksi ispat edilebilen-edilemeyen deliller gibi) tasnif edilmiştir. Bu yazıda konumuz kesin deliller ve hüküm bağlantısıdır.
Kesin Delil Nedir?
Ceza yargılamasında hakim, 2 aşamalı bir yol izler. Öncelikle olayı anlamaya çalışır. Yani yargılamaya konu olayın öncesi, olay anı ve olay sonrasına dair bilgileri toplar, böylece "maddi gerçeği" yani yargılamaya konu işin aslını araştırmaya çalışır. Örneğin kasten öldürme ithamı ile yapılan bir yargılamada, maktul ile fail arasında geçmişe dayalı bir husumet olup olmadığını, öldürme olayının öncesi, gerçekleşme anı ve olayın sonrası failin tutumu gibi durumları hakim tespit etmeye çalışır. Tanık anlatımları, maktul ile fail arasında daha önce Devlete yansımış bir olayın olup olmadığına (dava, icra takibi, soruşturma vs.) ilişkin UYAP kayıtları, baz kayıtları, telefon incelemeleri, kamera kayıtları, otel, otobüs, uçak kayıtları gibi yargılamaya konu olayı etkileyen tüm araştırmaları yaparak, delilleri değerlendirir. Hatta, soruşturma yani savcılık aşamasında araştırılan bir hususu tekrar araştırabilir, olay yerinde tekrar tekrar keşif yapabilir.
İşte bu deliller dahilinde hakim, maddi gerçeğe ulaşmayı yani olaya tüm yönlerden hakim olmayı amaçlar ve vicdani kanaatine göre olayın oluşu hakkında bir fikir sahibi olur.
Ancak bu araştırmalar neticesinde elde edilen öyle bazı deliller vardır ki, hakime takdir hakkı vermez. Örneğin olay anını gösteren bir güvenlik kamera kaydı, tüm olayı çıplaklığı ile ortaya koyduğu için, bu noktada hakimin takdir hakkı artık yoktur.
İşte, hakime takdir hakkı tanımayan, aksinin ispatı mümkün olmayan bu tip delillere, kesin delil denir.
Kesin Delil Yoksa, Ceza Verilemez İddiası
Maalesef son zamanlarda, özellikle sosyal medyada etkileşim almak için yanlış bilgiler sanki gerçekmiş gibi halka sunulmaktadır. Bu yanlış bilgileri verenlerin bir de hukukçu olması, olayı daha da işin içinden çıkılmaz hale getirmektedir. İşte o binlerce yalan yanlış bilgi diye aktarılan saçmalıklardan biri de "Kesin delil yoksa beraat kararı verilmesi gerekir" şeklindeki belirlemedir.
Tüm yargılamalarda kesin delil olması mümkün değildir. Her cinayet davasında olay anını gösteren bir kamera kaydı aramak, akla aykırıdır. Var ise dosyaya konulur, yok ise diğer delillere bakılır. Yine aynı şekilde özellikle malum ve meşhur medyatik bir davada bazı hukukçular, sırf birilerini aklamak için "bankadan geçen para yoksa rüşvet suçu oluşmaz" gibi, aklı ve mantığı rafa kaldıran iddialarda bulunmuşlardır. Her rüşvet suçunda banka hareketi aramayı zorunlu görmek, her cinayet davasında olay anını Netflix dizilerindeki gibi akıcı ve net bir şekilde gösteren kamera kaydının zorunlu olmasını iddia etmek kadar "hukuk" ve "akıl" dışıdır.
Tüm bu iddialar bir kelime oyunundan ibarettir. Ceza yargılamasının altın kurallarından biri de şudur:
"Kesin delil yoksa değil, delil yoksa ceza verilemez / beraat kararı verilmesi gerekir." Nitekim CMK md. 223/2-e düzenlemesi, bu duruma delalet eder.
İşte bu kuralın başına-sonuna ekleme yaparak, halkı yanıltanların basit oyunu, bu konuda her bilgi sahibi tarafından rahatça anlaşılır. Delil yoksa ceza verilemez kuralını, "kesin delil yoksa ceza verilemez" şekline çevirenlerin, iyiniyetinden bahsetmek, mümkün değildir.
Sonuç
Ceza yargılaması, delillere dayalı hareket eder ve ceza yargılamasında delil serbestisi vardır. Duvara yazılmış bir yazı dahi ceza yargılamasında delil olarak değerlendirebilir. Bunun tek şartı, delilin hukuka uygun olarak oluşması ve ele geçirilmesidir.
Kesin delil yoksa beraat kararı verilmelidir gibi iddialar, bu iddiaları dile getirenlerin ya hukuk bilgilerinin olmadığına ya kötüniyetlerine (etkileşim uğruna insanlara yalan beyanda bulunma kastı) yahut da akli melekelerinde bir zayıflık yahut geçici bir sorun olduğuna dair "kesin delil" teşkil eder. Zira bu kadar hukuksal düzenleme, içtihat külliyatı, doktrin ve öğreti görüşü var iken birilerinin kalkıp da tüm bu "kesin" kaynakları inkar etmesinin, başka bir açıklaması yoktur. Hele ki bu iddiayı bir hukukçu dile getiriyorsa, o zaman bu kişiler hakkında başka hususların tartışmaya açılması gerektiği, aşikardır.