Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
TANIK DELİL SUNABİLİR Mİ?
Ceza yargılamasındaki en önemli delillerden biri de "tanık" yani "tanık beyanı" delilidir. Yargılamaya konu olaya dair ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacak özellikte "görgüye" dayalı bilgisi olan veya maddi gerçeğin ortaya çıkması için olayla bağlantılı başka hususların tam olarak anlaşılması için bilgi sahibi bulunan kişilerin tanıklığı, ceza yargılaması için büyük önem taşımaktadır. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) tanık hakkında 51 farklı maddede toplam 129 kez atıfta bulunarak, tanıklığın ceza yargılamasındaki vazgeçilmez yerini ortaya koymaktadır [CEZA DAVALARININ VAZGEÇİLMEZ UNSURU: TANIK, yuksekkaya.tr].
Örneğin; bir cinayet davasında, olay anını gören kişinin tanıklığı kadar, olaydan sonra veya önce, failin konumu ve fiili durumu hakkında bilgisi olan ama cinayet olayını görmeyen hatta cinayet olayından haberdar dahi olmayan bir kişinin tanıklığı da büyük önem arz etmektedir.
Burada tartışılan konu ise; tanıklığın önemi değil, zaten kendisi başlı başına bir delilin sahibi (beyanda bulunan tanık anlamında) olan tanığın, görgüye dayalı bilgisi haricinde bir delil sunabilmesi mümkün olup olmamasıdır. Yani o meşhur ve malum olarak sorulan soru: "Ceza soruşturmasında veya yargılamasında dinlenen tanık, delil sunabilir mi?"
Bu sorunun cevabı konusunda genel kanaat, ceza yargılamasında tanığın kesinlikle delil sunamayacağı yönündedir. Bu görüş sahipleri, tanığın beyanı ile sınırlı olarak yargılamaya katkısının sağlanması gerektiği, yargılamaya konu olaya dair savunmanın veya iddiamakamının lehine veya aleyhine delil sunması, tanığı taraf haline getireceğini, bu durumda tanıklık müessesesinin zarara uğrayacağını dile getirmektedirler.
Başka görüşler de bulunsa da biz bu yazımızda net olarak ceza yargılamasında tanığın delil sunup sunamayacağı konusundaki hukuki temeli ortaya koymaya çalışacağız.
Bilindiği üzere ceza yargılamasında "delil serbestisi" kuralı vardır ve hukuka uygun ele geçirilen ve yargılamaya konu olaya dair olan her türlü delil, dosyaya eklenebilir. Ceza yargılamasının temel amacı, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır [CEZA YARGILAMASININ AMACI: MADDİ GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARMAK, yuksekkaya.tr]. Bu nedenle, örneğin bir cinayet davasında, "tanık delil sunamaz" diye katı düşünceye sahip olanlar; dosyada tanık olarak dinlenen bir kişinin bulunamayan cinayet silahını beyanı esnasında mahkemeye (veya soruşturmada Cumhuriyet savcılığına) teslim etmesi ve bu silahın kendisinin eline nasıl geçtiğini izah etmesi karşısında ne yapacaklardır? "Hayır, sen delil sunamazsın" diyerek bu delilin dosyaya girmesine muhalefet mi edeceklerdir?
Görüldüğü üzere tanığın delil sunamamasını katı olarak yorumlamak, ceza yargılamasının ruhuna ters düşmektedir. Ama tanığın her türlü delili sunabileceğini savunmak da tanığı, yargılamanın bir tarafı haline getireceğinden, tanıklık kurumuna zarar verecektir. Peki çözüm nedir?
Kanaatimizce burada çözüm aramaya gerek yoktur.
Tanık, tanıklık yaptığı bir ceza soruşturmasına veya yargılamasına ancak bir kaç saikle delil sunabilir:
- Yukarıda bahsedildiği gibi tanık; soruşturmayı veya yargılamayı doğrudan doğruya etkileyen ve hukuken elinde bulundurması ve/veya gizlemesi suç teşkil edebilecek bir delili, sunabilir. Böyle bir durumda tanık, tanıklıktan öte yargılamaya katkı sağlayan herhangi bir kişiden farkı yoktur. Tanık, bu önemli delilin eline nasıl geçtiğini anlatarak da maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlayacaktır.
- Tanık, kendi anlatımlarına dair deliller sunabilir. Örneğin bir yağma olayında, faillerin olay yerinden kaçarken bir taksiye binmeleri durumunda, taksicinin beyanda bulunurken ayrıca olay anına dair taksi kamerası kayıtlarını delil olarak ibraz etmesi, yargılamaya büyük katkı sağlayacaktır. Ancak gerçek hayatta olaylar pek böyle net olmamaktadır. Başka bir örnek verecek olursak, bir yağma olayında, olay yerinden kaçarken taksiye değil de yoldan geçen birinin aracına zorla binen ve kendilerini olay yerinden uzaklaştırmalarını isteyen failleri, olay yerinden kaçırırken bir yolunu bulup, bu anları görüntülü veya sadece sesli olarak kayıt altına alan kişinin, bu kayıtları sunması da maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlayacak aynı zamanda tanığın, bu suçun içerisinde bulunmadığını da ispat edecektir.
Örnekler çoğaltılabilir. Görüldüğü üzere, maddi gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edecek her türlü hukuka uygun delili, tanık beyanı esnasında mahkemeye ibraz edebilir.
Bazı öyle zamanlar olur ki tanıklar, çapraz sorguya çekilirken beyanlarının doğruluğunun sınanması aşamasında, büyük zorluklarla karşılaşabileceklerini öngörüp, tanıklık yapacakları olayla ilgili bazı delilleri yanlarında getirirler ve beyanlarının doğruluğunu, bu deliller ile ispat etmeye çalışırlar. Örneğin fail, suçta kullandığı aracı A isimli kişiden aldığını beyan etmesi üzerine çağrılan A, aracı kendisinden almadığını, kiraladığını öne sürerek, fail ile arasında imzalanan araç kiralama sözleşmesini sunabilecektir. Bu delilin, tanığın beyanını doğrulamakla birlikte, maddi gerçeğin ortaya çıkmasına da hizmet edeceği, tartışmasızdır. Bir çelişkinin ortadan kaldırılmasına ve aynı zamanda tanığın hukuki durumunun belirlenmesinde önem arz eden bu durumda tanığın delil olarak bu tip kayıtları sunmasına engel olmak, hukuken kabul edilemezdir.
Ancak tanık, maddi gerçeğin ortaya çıkmasından öte, yargılamanın tarafı gibi davranarak, dava dosyasına bir delilin girmesi için çabalayabilir. Böyle durumlara şüphe ile yaklaşmak gerekir. Sunulan delil, yukarıda bahsedildiği gibi doğası gereği dosyada olması gereken veya tanığın beyanlarını (hatta ileride tanık hakkında bir soruşturma açılmasını engelleyici nitelikte) destekleyen bir delil ise burada zaten sorun yoktur. Ama tanığın dosyaya eklemeye çalıştığı delil, davanın bir tarafı gibi davranmasını sağlayıcı, nasıl elde edildiği konusunda tam bir belirleme yapılamayan hatta hukuka aykırı olarak (gizli bir ses ve/veya görüntü kaydı gibi) ele geçirilmiş bir delil olduğu ilk görüşte fark edilebiliyor yahut şüphe oluşturuyar ise bu durumda, tanığın bu delili mahkemeye sunup sunamayacağı tartışmalı hale gelecektir.
Her türlü tartışmayı bir kenara bırakarak şu hususu açıkça ortaya koyalım: Tanığın, bir delili mahkemeye sunup sunamayacağının kararı, delilin niteliğine göre verilmelidir. Delil; hukuka uygunluğu şüpheli olmayan, maddi gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edecek nitelikte ise böyle bir delili değil tanık, dosyada tanık dahi olmayan bir kişinin sunmasında, hiçbir tartışma yoktur. Ama delilin niteliği, bu tip kriterler açısından şüpheli olarak görülüyor ise hatta hukuka aykırılığı (rıza dışı bir ses veya görüntü kaydı gibi) ilk görüşte tespit edilebiliyor ise bu durumda bir ayrıma gitmeye gerek vardır.
Sunulan delilin hukuka aykırılığı ilk bakışta anlaşılıyor ise mahkeme veya savcılık, bu delili dosyaya eklemeden bir tutanakla durumu tespit edip, gereğinin ifası için ilgili Cumhuriyet savcılığına bildirimde bulunmalıdır. Yok eğer bir hukuka aykırılık tespit edilemiyor ama maddi gerçeğin ortaya çıkmasına da hizmet edeceği durumunda bir şüphe var ise, tanığın sunmak istediği delilin nitelikleri ifadesine geçirilir ancak dosyaya eklenmeme gerekçesi ilgili makam tarafından (savcılık yahut mahkeme) zapta işlenerek delilin tanığa iade edilmesi gerekmektedir. Bu husus, ceza yargılamasının sıhhati için en doğru tavır olacaktır.
"Peki neden bu hassasiyet? Tanık bir şey sunuyor ise dosyaya eklensin, bunun ne sakıncası olabilir?" gibi sorular akla gelebilir ve bu gayet doğaldır. Fakat bu tip söylemlerde bulunanlar, hukuk sistemimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını da ilan ettiklerinin farkında değildirler.
Maalesef bizim ceza hukuku sistemimizde "dosyaya eklenen bir evrakın, herhangi bir kaydın, bir eşyanın, sonradan dosyadan çıkarılması" gibi bir durum söz konusu değildir. Yani soruşturmaya veya yargılamaya konu olayla ilgili olsun olmasın, eğer bir evrak, kayıt, veri vs. dosyaya girmiş ise, imha edilmesine karar verilse dahi, hüküm kesinleşinceye kadar dosyada kalmaya devam eder. Hukuka aykırı olarak elde edildiği sabit olan bir delil dahi, hüküm kesinleşinceye kadar dosyada kalır, dosya hakkında karar vermeye yetkili olanlar bu kayıtları görürler ve kanaatlerinin olumsuz etkilenmeyeceğinin maalesef garantisi yoktur. Örneğin, hukuka aykırı olarak elde edilen kayıtta, cinayet suçunu itiraf eden bir şüpheli veya sanık, bu kaydın kendisine zorla yaptırıldığını dile getirse hatta bu durumu ispat etse dahi, bu kayıt dosyada yer aldıkça, karar vericiler üzerinde oluşturacağı olumsuz etki, nasıl engellenebilecektir? Eğer bu hukuka aykırı kayıt hiç olmasaydı, sürecin çok daha farklı işleyeceği, tartışmadan varestedir.
İşte, bir soruşturma yahut yargılama dosyasına giren bir kaydın dosyadan çıkarılması hiçbir şekilde mümkün olmadığından, özellikle savunma makamı, bu hususa çok dikkat etmelidir. Günümüzde, başka dosyalara ait evraklar dahi dosyaya yanlışlıkla girdiğinde, dosyadan çıkarılamamakta, "bu dosyaya böyle yanlış bir evrak girdi, bu evrak ilgili makama gönderildi" şeklinde tutanaklarla gereği yapılmakta ama en azından evrakın bir örneği dosyada kalmaktadır.
Sonuç:
Tanık, dosyaya delil sunabilir ancak tanık, her istediği belge, kayıt yahut veriyi, dosyaya sunamaz. Uygulayıcıların bu konudaki tavrı ne "tanık asla bir delil dosyaya sunamaz" ne de "tanık istediği her türlü delili sunabilir" şeklinde olmamalı, yukarıda belirtildiği gibi delilin bizzat kendisi incelenmeli ve ona göre bir karar verilmelidir. Burada önemli olan tanıktan çok, delildir; delil olmalıdır. Dosyadaki olayla doğrudan yahut dolaylı olarak ilgili olan, maddi gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet eden, hukuka aykırılığı ilk bakışta tespit edilemeyen her türlü delil, değil tanık, yoldan geçen ve tesadüfen yerde bulan bir vatandaş tarafından da dosyaya sunulabilir, "ben yolda böyle bir şey buldum" diyerek en yakın karakola başvurup, delilin dosyaya girmesini sağlayabilir.
Burada savunma makamına çok büyük görev düşmektedir. Bu tip deliler genellikle şüpheli veya sanığın aleyhine olan delillerdir. Tanık tarafından dosyaya eklenmeye çalışılan bu tip bir delilin, dosyaya bir kez eklendiğinde artık dosyadan tamamen çıkarılması mümkün olmadığından, hukuka aykırılığı konusunda en ufak bir şüphe var ise o delilin dosyaya eklenmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Her ne kadar bu delil, ileride hukuka aykırılığı ispat edildiğinde hükme esas alınamayacak bir hale geleceği kesin ise de delilin; oluşacak kanaati veya soruşturmanın/yargılamanın seyrini şüpheli/sanık aleyhine çevireceği, bir ön yargı oluşturacağı, savunmaya ve savunma delillerine şüphe ile yaklaşılmasına neden olacağı hatta kanaati olumsuz etkileyeceği, tartışmazdır. Ve böyle bir riski almak, savunma makamının yapmaması gereken hatta ileride mesleki sorumluluğun ortaya çıkmasına neden olabilecek, çok büyük bir hata olacaktır.