Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
TANIĞIN ÇAPRAZ SORGUSUNDA SIRA VE USUL
Tanığın çapraz sorgusu, 2005 yılında hukukumuza girmiş bir kurumdur. Doğrudan soru yöneltme başlığı ile CMK md.m 201'de düzenlenen bu hak, şu şekilde kaleme alınmıştır:
CMK md. 201
"(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.
(2) Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir."
Maddede yargılamadaki diğer süjelerin de doğrudan soru sorma hakkı düzenlese de burada biz, tanığa soru sorulma hususunu mercek altına alacağız.
Tanığın Çapraz Sorgusu
Sanık müdafi, CMK md. 201 gereği, tanığa doğrudan doğruya soru sorabilir. Peki bu sorular ne zaman sorulacaktır?
Kanunda, tanığın nasıl dinleneceği, usulü açıkça belirtilmiştir (bknz: CEZA DAVALARININ VAZGEÇİLMEZ UNSURU: TANIK). Tanığın, tanıklık yapmaya engel hali olup olmadığı tespit edildikten sonra, kural olarak yemin ettirilerek, mahkemece beyanı alınır. Tanığın sözü kesilmez. Tanık beyanda bulunur iken hakim soru sorarak tanık beyanının ayrıntılarına inebilir. Tanığın başka söyleyecek bir şeyi kalmadığında yani beyanı bittikten sonra, eğer tanık daha önce soruşturma aşamasında (veya mahkemede daha önce) beyanda bulunmuş ise bu beyanı ile mahkemece tespit edilen beyanı karşılaştırılır, çelişki var ise bu çelişkiler giderilmeye çalışılır.
Tüm işlemler bittikten sonra uygulamada, mahkemece taraflara (iddiamakamı, katılan, katılan vekili, sanık ve sanık müdafine) tanığa soruları bulunup bulunmadığını sorar. İşte burada sanık müdafi ve katılan vekili olan avukatlar doğrudan doğruya, katılan ve sanık ise hakim aracılığıyla soru yöneltebilirler.
Kural bu şekilde olsa da bazen mahkemeler bu usule, özellikle katılan vekili veya sanık müdafi tarafından soru sorulacağı belli ise, uymamaktadırlar.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu vermiş olduğu bir kararda bu hususa özellikle değinmiştir:
"CMK uyarınca tanığın beyanı iki aşamada alınır. İlk aşamada tanıklık konusu olay hakkında bildiklerini anlatması istenen tanık sözü kesilmeden dinlenir. Söyleyeceklerini bitirdikten sonraki aşamada ise ilk aşamada anlattıklarının doğruluğunun tespit edilmesi ve varsa anlatmadıklarının ortaya çıkarılması için tanığa sorular sorulur. Bu anlamda tanığın dinlenmesi ile tanığa soru sorulması farklı işlemler olup tanık önce mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından CMK'nın 59. maddesine göre dinlenir. Tanığa soru sorma aşamasında ise CMK'nın 201. maddesinde belirtilen Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat doğrudan, sanık ve katılan ise mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile tanıklara soru yöneltebilecektir.
Bu açıklamalar ışığında, 17.01.2019 tarihli 3. celsede dinlenerek beyanları hükme esas alınan tanıklara usulüne uygun olarak CMK'nın 59/1. maddesi gereğince söz verilip tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemelerinin ve sözleri kesilmeksizin bildiklerini anlatmalarının sağlanmadığı, bunun yerine tanıklara yargılamanın daha önceki aşamalarında vermiş oldukları ifadelerini kabul edip etmediklerinin sorulduğu, kabul ettiklerini beyan etmeleri üzerine CMK'nın 201. maddesi uyarınca taraflardan tanıklara sorularını yöneltmelerinin istendiği, sanık ve müdafisinin devam eden duruşmalarda ve temyiz taleplerinde tanıkların bu şekilde dinlenmelerinin ve ifadelerinde geçen hususlar anlattırılmadan CMK'nın 201. maddesine göre doğrudan soru yöneltme aşamasına geçilmesinin usule ve kanuna uygun olmadığı yönünde itirazda bulunduklarının anlaşılması karşısında beyanları hükme esas alınan tanıkların usulüne uygun olarak dinlenilmemeleri suretiyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir." (KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Peki bu neden önemlidir? Yani tanık önceki ifadesini aynen tekrar ediyorum dese, tekrar açıklama yapmaya gerek olmadan ve boşuna zaman kaybetmeden çapraz sorguya geçilse, bunda ne sorun olabilir? Bu tip sorular akla gelebilir hatta bu sorulara olumlu yanıt vermek daha mantıklı görülebilir.
Ancak, konu bu kadar basit değildir.
Yukarıdaki kararda da belirtildiği gibi, tanığın beyanda bulunması CMK md. 59 dahilinde bir yargı işlemi olup, çapraz sorgu yani tanığa doğrudan soru sorma işlemi CMK md. 201 dahilinde bir işlemdir. Yani kanunun 2 farklı hükmüne dair icra edilen bir yargı faaliyeti söz konusudur.
Daha da önemlisi, tanık mahkemeye "önceki ifademi tekrar ediyorum" demesi için çağrılmamaktadır. Mahkeme tanığı; tanığın ifadesini tespit etmek, önceki (çoğunlukla soruşturma aşamasındaki) ifadesinde söylediklerini tam idrak etmek ve tartışmak için çağırmıştır. Mahkeme, tanığın önceki ifadesi ile huzurda verdiği ifade arasında oluşacak bir çelişki var ise bunun giderilmesini sağlamak, çelişki giderilemediyse neden giderilemediğini duruşma zapına geçmekle yükümlüdür (bknz: BİR BOZMA SEBEBİ ÇELİŞKİNİN GİDERİLMEMESİ ). Yargıtay'ın "çelişkili beyanlar" nedeniyle verdiği bozma kararları akla getirildiğinde, tanıkların çelişkili beyanda bulunma ihtimallerinin yüksek olduğu da tam bu noktadan yakalanmaktadır.
Savunma açısından olaya bakar isek, yukarıdaki YCGK'nın isabetli olarak belirlediği gibi tanığın önce beyanda bulunmasını beklemek, tanığın önceki beyanıyla veya dosyada yer alan bir delille çelişkisi/çelişkileri var ise bunların giderilmesini sağlamak, eğer giderilemiyorsa neden giderilemediğini doğru olarak tutanağa geçirtmek, ondan sonra tüm bu süreci dikkate alarak çapraz sorguya bağlı doğrudan sorular yöneltmek, en doğru ve kesin sonuç alıcı bir yol olacaktır. Bu sıraya en ufak bir müdahale, yukarıdaki genel kurul kararında belirtildiği gibi, sanığın savunma hakkını kısıtlamak anlamına gelecektir.
Sonuç
Tanığın çapraz sorgusu, özellikle savunma açısından büyük önem taşımaktadır. Genellikle tanıkların mahkeme öncesi kollukta beyanları alınmış olmaktadır. Ve maalesef kollukta alınan beyanlarda pek sağlıklı bir yol izlendiğini söylemek mümkün değildir. Mahkeme, tanığın hem önceki beyanındaki sebatını görmek hem de kollukta bulunmayan soru sorma, olayı daha da derinleştirme, dosyadaki mevcut delillere göre tanığa yeni sorular sorma yetkisini kullanarak, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamaya çalışır.
Savunma, mahkemece yapılan tanığın beyanının yeniden alınması, dosyadaki delillere göre yeni sorular sorulması, tanığın önceki beyanıyla yeni beyanı arasında bir çelişki var ise bunun etkin bir şekilde ortaya konulması, çelişkinin giderilmesi ve eğer giderilemiyorsa bunun zapta doğru geçmesi aşamaları bitince, tanığa doğrudan doğruya, dosya ile ilgili, mahkemenin gözden kaçırdığı hususlar var ise bunları da göz önüne alarak sorular sorup, çapraz sorgusunu ulaşılmak istenen sonuca uygun şekilde yapmak yükümlülüğü altındarı. Savunmanın bu aşamalardan herhangi birini atlaması, yanlış uygulaması hatta hiç dikkat etmemesi, savunmanın eksikliği; bu aşamalara mahkemece müdahale edilerek bir veya bir kaç aşamayı mahkemenin işlevsiz kılması (örnek YCGK kararında olduğu gibi) ise savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmektedir.