Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
CEZA YARGILAMASINDA ÖNEMLİ BİR KRİTER: HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA UYGUNLUK
Ceza yargılaması; akıl ve vicdana göre ilerler ve sonuçlanır. Bu süreç içerisinde, ceza yargılamasının 3 saç ayağı yani gerek itham/iddia gerek savunma gerekse de karar makamı, toplumdaki gerçekliklerle de bağlı kalmaktadır.
Hayatın olağan akışı kavramı, örf ve adeti de içerisine alan ama bununla sınırlı olmayan, daha geniş bir kavramdır. Örneğin, ticaret hukukunda bir tacirin, "basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü", hayatın olağan akışına uygun davranmanın bir yansımasıdır.
Hayatın Olağan Akışına Uygunluk Ne Demektir?
Hayatın olağan akışına uygunluk, en basit tanımıyla, ortalama bir insandan beklenen akla ve mantığa uygun davranma yükümlülüğüdür. Normal bir insanın, yaşanan bir olay karşısında vereceği normal tepki yahut tepkisizlik, hayatın olağan akışına uygunluk bakımından ilk başvurulacak kriterdir.
Fakat yine bilinmektedir ki her insan, her olay karşısında aynı tepkiyi vermez, veremez. Bu da hayatın olağan akışına uygunluk kavramı içerisinde yer alan, istisnaların düzenlenmesinde bakımından göz önüne alınmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hayatın olağan akışı kavramının önemini bir kararında, şu şekilde vurgulamıştır:
"Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır." (İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Görüldüğü üzere Yüksek Mahkeme, hem savunmanın hem de kabulün hayatın olağan akışına uygun olmasını vurgulamıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi yargının 3 sac ayağının da talep, karar ve savunmalarını; hayatın olağan akışına uygun inşa etmeleri, zorunludur.
Örneğin, kendisine silah yönelten bir kişinin karşısında bir insandan davranan normal davranış, kaçmak yahut hedef küçültmektir. Bir kişi, kendisine silah doğrultan bir kişiden kaçarken o anın heyecanıyla başka bir insana çarpıp, o insanın yere düşerek yaralanmasına sebebiyet verir ise, böyle durumda hukuki sorumluluğu bu duruma göre değerlendirilecek, lehe hükümler uygulama alanı bulacaktır. Ancak, kendisine silah yönelten bir kişinin ateş etmesine rağmen üzerine üzerine yürüdüğünü, failin elindeki silahı alarak faili durdurmak için failin silahıyla faili yaraladığını söylediğinde, bu savunma, şüpheyle karşılanacaktır. Başka deliller ile bu savunmanın doğrulanması sağlanacak eğer somut deliller ile bu ifade desteklenemezse, hayatın olağan akışına aykırılıktan, savunmaya itibar edilmeyecektir.
Yine bir trafik kazasında, sürücünün gaza basmadan arabanın hızlandığını, kendisinin aslında frene bastığını söylemesi, hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, somut delil elde edilmesi amacıyla, olayda kullanılan aracın teknik bir sorunu olup olmadığı incelenecek, eğer araçta bu yönde bir arıza tespit edilirse, failin savunmasına itibar edilebilecek, aksi taktirde, savunma çökecektir.
Yargıtay Ne Diyor?
Yargıtay, hayatın olağan akışı kavramını, çoğu kararında geniş yorumlamakta, sadece somut delil ile desteklenmeyen her savunmayı değil, ayrıca akla mantığa uymayan savunmaların da "suçtan kurtulmaya yönelik" olduğunu düşünmektedir.
Bir olayda, aynı römorkta gece yatan maktul ve sanıkların, gece gelen bir el silah sesi sonrasında sanıkların uyandıklarını, maktulün montunda bulunan silahının kendiliğinden ateş alması sonucunda maktulün ölmüş olabileceği, silahta bir arıza olabileceği yönündeki savunmalarına itibar edilmemiş, alınan raporlarda atış mesafesinin uzak atış olduğu ancak silahın cebinde bulunduğu söylenen montun bulunma yeri ile uyarlılık göstermediği, silahın kendiliğinden ateş almasının mümkün olmaması ve alınan raporda silahta bu yönde bir arızanın tespit edilememesi, sanıklarda atış artığı bulunması nedeniyle, sanıkların savunmalarının hem hayatın olağan akışına aykırı olması hem de cezalandırılmaktan kurtulmak için inkara yöneldikleri kanaatiyle cezalandırılmalarına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı'nın sanıklar lehine yaptıkları itiraz da yine Yargıtay 1 Ceza Dairesi tarafından reddedilmiştir. (KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Yargıtay önüne gelen başka bir olayda; kolluk görevlilerini görünce U dönüşü yaparak kaçan aracı takibe başlayan kolluk görevlilerinden kaçarken çamura saplanıp durması üzerine bir erkek şahsın araçtan kaçtığı ve tespit edilemediği, aracın içerisinden yoğun esrar kokuşu gelmesi üzerine hukuka uygun yapılan aramada yüklü miktarda uyuşturucu madde bulunması üzerine yapılan yargılamada; araç içerisinde bulunan sanıklar, araçtan kaçan erkek şahsı yolda otostop yaparken görüp aldıklarını, uyuşturucuların bulunduğu poşetlerin yolda aldıkları bu kaçan şahsa ait olduğunu, sivil polis olan kişilerin araca yaklaşması üzerine, araçtan kaçan şahsın "bunlar benim hasımlarım, gaza bas" demesi üzerine kaçtıklarını, yakalanamayan kaçan şahsın hem kimlik hem de eşkâl bilgileri konusunda net bilgi veremedikleri olayda, sanık savunmalarının, hem hayatın olağan akışına aykırı olması, hem de cezalandırılmaktan kurtulmak için bu savunmayı geliştirdikleri gerekçesiyle, haklarında verilen uyuşturucu ticareti yapmaya yönelik yerel mahkeme kararını onamıştır. (İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLA)
Maalesef, özellikle cinsel suç ithamlarına bağlı yargılamalarda, hayatın olağan akışına aykırı, hatta Adli Tıp Kurumu raporuna aykırı iddiada bulunan sözde mağdur/şikayetçilerin beyanları, yerel mahkemelerce kabul edilmekte, mahkumiyet kararları tesis edilmektedir. Bu anlattıklarımız, tarafımıza ait hatıratlar ya da kurgular değil, bizzat Yargıtay'ın kararlarında dile getirilen hukuksuzluklardır.
Örneğin Yargıtay bir kararında;
"Katılanın aşamalardaki hayatın olağan akışına uygun düşmeyen beyanları İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 21.09.2012 günlü raporunda genital bölge de dahil olmak üzere katılanın vücudunda herhangi bir darp cebir izi bulunmadığının belirtilmesi, sanık savunması ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi" gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur. (İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Yerel Mahkemeler sadece hayatın olağan akışına aykırı değil, çelişkili ithamları, Adli Tıp Kurumu raporuna aykırı olmasına rağmen kabul etmekte, soyut beyanlarla ceza verilmekte hatta sanıklar hukuksuzca tutuklanmaktadır. Aşağıda sunduğumuz kararda verilen beraata yönelik bozma kararı ile birlikte Yargıtay, sanığın tahliyesine de karar vermiştir:
"Mağdur çocuğun aşamalardaki çelişkili ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyen ifadeleri, savunma, Adli Tıp Kurumu Manisa Şube Müdürlüğünün 29.11.2017 tarihli dosya içeriği ile uyuşmayan raporu ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi karşısında, mahkumiyet hükmünün yerinde olmadığı anlaşıldığından, anılan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafisi ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 01.11.2018 gün ve 2018/2268 Esas, 2018/1779 Karar sayılı vaki istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine yönelik hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sanığın TAHLİYESİNE," (İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Sonuç:
Hayatın olağan akışına uygunluk kuralı, hem şikayet eden, mağdur ve Cumhuriyet savcısının, hem savunma yapan şüpheli ve/veya sanığın, hem de kararı veren mahkemenin kararlarında uyması gereken genel bir kuraldır. Ne şikayetçi şikayetinde ne savcılık makamı iddianamede ve esas hakkında mütalaasında ne şüpheli ve/veya sanık savunmasında ne de mahkemeler kararlarında, hayatın olağan akışına aykırı belirlemeleri temel alamazlar, alırlarsa da hukuken kabul edilemezlik ile karşılaşmaları, zorunludur