Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
TANIKLARIN DİNLENECEĞİ GÜNÜN SANIK VE MÜDAFİSİNE BİLDİRİLME ZORUNLULUĞU
Ceza yargılamasının en önemli delillerinden olan tanık beyanı, sanığın hukuki durumu için azami öneme sahiptir. Ceza yargılamasında bu kadar öneme sahip bir delilin, sanığa önceden haber verilmeden mahkemece değerlendirilmesi, düşünülemezdir.
Ancak uygulamada bu konu hiç de önemsememektedir. Yargıtay'ın bu konuda verdiği yığınla bozma kararı, yerel mahkemelerin tanıkları dinlemeden önce sanık ve varsa müdafisine bildirilmesini bir "angarya" olarak gördüğünü açıkça göstermektedir. Bu kadar bozma kararına rağmen bir ceza hakiminin bunu unutması, bilmemesi; zaten düşünülemezdir.
Tanıkların duruşmaya çağrılması ve bunun zapta geçirilmesi, bu hakkın yerine getirilmesi konusunda yeterli değildir. Uygulamada gerek tensiple gerekse de celselerde ara kararlarla, tanıklar duruşmaya çağrılmaktadır ancak sanık ve varsa müdafisine "tanığın dinleneceği celsede hazır bulunmaları" hatırlatılması gibi bir uygulama zaten yoktur. Bununla birlikte katılan taraf (veya istisnai de olsa mahkeme) bir tanığı hazır edip dinletmek istediğinde, celsede sanık veya sanıklardan biri yoksa veya sanığın mevcut müdafisi o an orada bulunmuyorsa, tanığın dinlenmesi hususu bir sonraki celseye ertelenmeli, sanık/sanıklar ve müdafilere bu konuda bilgilendirme yapılmalıdır.
Bazen de mahkemeye başvuran bir tanığı mahkeme, sanık ve müdafisine hiçbir bildirim yapmadan dinletmekte, sanık ve/veya müdafisinin haberi olmadan tanık beyanı dosyaya eklenmektedir.
Bu durum yani bir tanık dinlemek için bir celse beklemek, yargılamanın uzamasını sağlayıcı bir unsur olarak görülmekte, pek önemsenmemektedir. Ancak uygulamada; dosyayı hiç incelemeden gelen veya izinli olmaları nedeniyle hakimlerin celse ertelemeleri (dosyanın incelemeye alınması gibi hukuk dışı gerekçelerle), bilirkişinin zamanında raporu sunmaması nedeniyle celselerin ileri tarihe atılması, yine dosyayı tam bilmediği için esas hakkında mütalaa sunmak için süre isteyen iddiamakamı gibi yargılamayı uzatan durumalar göz önüne alındığında, yeni dinlenecek bir tanık için bir celse dosyanın ertelenmesinin, pek de bir önemi olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Peki neden dinlenecek olan tanığın önceden sanık veya müdafisine haber verilmesi lazımdır? Çünkü bu durum, "savunma hakkı"yla birebir ilgilidir. Savunma hakkı; içerisinde tanıkları sorguya çekme hakkını da kapsar. Sanık, kendisi aleyhine beyanda bulunan veya bulunacak olan tanıkla yüzleşmek hakkına sahiptir (yüzyüzelik ilkesi). Ayrıca sanığın, tanığa sorular sorarak, beyanının doğruluğunu test etme hakkı, hem uluslararası hem de başta Anayasa olmak üzere ulusal kanunlarca tanınmış ve kısıtlanamaz bir haktır.
Nitekim Yargıtay yeni tarihli bir kararında bu durumu şu şekilde özetlemiştir:
"Mahkumiyete esas alınan, suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici delil olan ve talimat ile dinlenen tanıklar ...'in doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181/1 maddesinde öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla dinlenip AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınması gerektiği gözetilmeden; tanıkların dinlenilmesi için belirlenen günün sanık ve müdafiine bildirilmeden, sanığın tanıkları sorgulama hakkının engellenmesi suretiyle CMK'nın 180/1 ve 181/1. maddelerindeki emredici hükümlere riayet edilmeyerek savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak şekilde CMK’nın 181/1 ve 210. maddelerine muhalefet edilmesi, kanuna aykırı(dır)" (KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Yerel mahkemeler, iddia/kamu tanıklarını yani sanık aleyhine tanıklık yapacakları daha baştan belli olan bu yöndeki tanıkları dinlemeden önce, sanığa ve var ise müdafisine, bu tanığın/tanıkların ne zaman dinleneceğini açıkça ve ayrıca belirtmeli, bu konuda gerekirse tebligat çıkarmalı, hatta hazır bulunmazlar ise savunma hakkının kısıtlanmasına kendilerinin sebebiyet vereceğine yönelik bir ihtar şerhi düşerek, bildirmelidir.
Aksi halde ne karar verilirse verilsin, verilen karar kaldırılmaya/bozmaya mahkum bir karar olacaktır.