Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
SUÇA AZMETTİRME VE İSPAT SORUNU
Azmettirme Nedir?
Azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise bu takdirde azmettirme değil, artık TCK'nın 39/2. maddesi kapsamında manevi yardım söz konusu olacaktır. Azmettiren konumundaki kişinin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme konusunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekli olmasına karşın, eylemin yer ve zamanı ile işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur. (Yargıtay CGK, İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
İştirak şekillerinden biri olan azmettirme; "belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanması" (Yargıtay CGK, İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN) olarak tanımlanmıştır.
"Azmettirme hareketi olmadıkça herhangi bir azmettirme söz konusu olamaz. Azmettirenin hareketi, manevi anlamda bir hareket olup; önceden suç işleme niyet ve kararı bulunmayan “bir kimsenin iradesi üzerinde etkin biçimde rol alarak" belirli bir suçu işletme neticesini sağlamaktır. Azmettirme hareketi olmadan, azmettirenin şerik olarak cezalandırılması da mümkün değildir." (Özkan, Halid; Ceza Hukukunda Azmettirme, syf. 80)
Ancak kasten işlenen bir suça azmettirme mümkündür. Azmettirenin de kasten hareket etmesi, bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçu bu kişi tarafından işlenmesi hususunu kapsaması gereklidir. Kast müşahhas olmalı, işlenecek suçun ve mağdurun somut olarak belirlenmesi gereklidir. Fiilin esaslı unsurları veya ana hatlarla somutlaştırılmış olması zorunlu ve yeterlidir. Suçun icrai tarzına ilişkin ayrıntıları işlenecek yerin ve zamanın tayinine gerek yoktur.
"...Azmettiren asıl failde belli bir suçu işleme istek ve kararını yaratma kastı ile hareket etmeli, bir kimseyi suça yöneltmeyi bilmeli ve istemelidir. Bu sebeple azmettiren, belli bir suçu başkasına işletmek maksadıyla hareket etmelidir..." (Dönmezer, Sulhi – Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt:II, DER Kitabevi, 14. Bası, İstanbul 2019, s. 833).
"Azmettirme ıstılahı suçun ilk ve müessir sebebini yaratmak mânasına gelir. O halde suç fikrini uyandırmış olmak, suçun manevî ortağı olmağa yetmez, bu kararın icra safhasına intikalini yani suçun müessir sebebi olmayı temin edecek derecede kesif bir manevî faaliyete ihtiyaç vardır." (Erem, Faruk; Suça İştirak, syf 83).
Öte yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin birkısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak,ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN).
Teşebbüs Sorunu
Azmettirmeye teşebbüs ile azmettirilen suça teşebbüs kavramları, uygulamada çoğu zaman karıştırılmaktadır.
Suç işleme konusunda aklında hiçbir düşünce olmayan kişiye, bir suçu işletmek için teklifte bulunmak, onu ikna etmeye çalışmak, azmettirmeye teşebbüstür ve ortada icrai bir durum söz konusu olmadığından, cezalandırılamayacaktır.
Ancak, azmettiren tarafından suç işleme konusunda anlaştığı fail, azmettirilen suçu işlemek için icra hareketlerine başlar ancak sonuç gerçekleşmez ise, burada azmettirilen suça teşebbüs söz konusudur ve burada azmettiren de cezalandırılacaktır.
Tam bu noktada bir husus daha akla gelmektedir ki bu da klasik tabirle akim (sonuçsuz) kalmış azmettirmedir. Akim kalmış azmettirmede, azmettiren bir kişiyi suçu işleme konusunda azmettirir ancak azmettirilen kişi bu suçu işlemez. Bu durumda, failin cezalandırılması gerekip gerekmediği konusu tartışmalı olsa da kanunumuzda, akim kalmış azmettirme cezalandırılmamaktadır. Zira TCK md. 40/3.f'da "Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir." düzenlemesi vardır.
Ancak akim kalmış azmettirmenin cezalandırılması yönündeki görüşü savunanlar da haklı olarak "...azmettirme halinde, azmettirme fiili de başlı başına bir haksızlık ifade etmektedir. Azmettirmede, serbest iradesiyle hareket eden bir şahsın korrupte edilmesi, tefessüh ettirilmesi söz konusudur; yani suç işlemeyi aklının köşesinden dahi geçirmeyen bir kişide suç işleme yönünde bir karar oluşturulması sağlanmaktadır. Bu nedenle, esas fiilin icrasına henüz başlanmamış olsa da, azmettirme olgusu başlı başına bir haksızlık ifade etmektedir." (Özgenç, İzzet; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, syf. 640) itirazını dile getirmektedirler.
Azmettirme Suçunun İspatı
Azmettirme suçunun ispatı konusunda, genel hükümler uygulanmaktadır. Ancak her suçun ispatında, o suçun özelliğine göre farklılıklar söz konusu olabilmektedir.
Öncelikle belirtelim ki; "Azmettiren şahıs, suç işleme doğrultusundaki iradesini bir başkasına intikal ettirmektedir. Ancak, bu durumda, suçun işlenip işlenmeyeceği hususundaki kararın oluşumunda azmettiren azmettirilene tâbi olmaktadır. Böylece, azmettirenle azmettirilen arasında şahsi bir ilişki teşekkül etmektedir." (Özgenç, İzzet; Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 20. Baskı, 2024, syf 637; Aynı yönde bknz: Erem, Faruk; Suça İştirak, syf 83-84) Bu nedenle, azmettiren ile azmettirilenin bağlantısı, şahsi irtibatı ortaya konulmalıdır.
Eğer, azmettiren ile azmettirilen arasındaki bu şahsi ilişki ispat edilememiş ise, azmettirmeden bahsetmek mümkün değildir.
Bahsi geçen şahsi ilişki; normal kişisel ilişkiyi aşan, suç işlemeye azmettirebilecek bir ilişkiyi işaret etmektedir. İlişkinin akrabalık, arkadaşlık, sevgililik, iş birliği vs. olmasının önemi yoktur, önemli olan, var olan ilişkinin içeriğinde azmettirmeye yönelik bir girişimin bulunup bulunmadığıdır.
Azmettiren ile azmettirilen arasındaki iletişim, ilişki yahut irtibat; arama kayıtları, sosyal medya, akrabalık, aynı iş yerinde çalışma gibi her türlü delille ortaya konulabilir. Ancak, bu iletişimin, azmettirme ilişkisini ispat etmeye yeterli değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında; sevgilisi olduğu iddia edilen kişi tarafından, eski kocasının öldürülmesi olayında azmettiren olarak sorumlu tutulan sanık D.'nin, fail ile duygusal yakınlığının hatta eski eşinin ölümüne sevinmesinin, iki kişinin arasındaki iletişimi ispat ettiği ancak aralarında azmettirme ilişkisinin ispatı için yeterli olmadığına hükmetmiş ve D.'nin azmettirme fiilinin ispat edilememesi nedeniyle beraatına karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay CGK, İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN).
Yargıtay, azmettirmeye yönelik idddiaların tam olarak ispat edilmesi konusunda hassas davranmaktadır. Soyut beyanlara dayalı azmettirme yönündeki hükümler hakkında eleştirerek bozma hükmü veren Yargıtay; bağımsız kamu tanığı, kamera kaydı gibi somut delillerin olması gerektiğini sıkça vurgulamaktadır (Yargıtay CGK'nun örnek bir kararı için TIKLAYIN).
Yargıtay'ın azmettirme konusunda ne kadar hassas davrandığını, araştırma yükümlülüğünün mahkemelerce tam olarak yerine getirmelerini şu kararıyla ortaya koymuştur:
"Sanığa isnat edilen azmettirme suçunun sabit olup olmadığına dair maddi gerçekliğin ortaya çıkarılması amacıyla; inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın tanık sıfatıyla ayrı ayrı dinlenerek; maktulün öldürülmesi nedeniyle verilen paranın hangi tarihte, kimler arasında, ne kadar ve nerede teslim edildiğinin sorulması, suçta kullanılan aracın kiralandığı tarihide içine alacak şekilde en erken 01.10.2012 tarihinden sonra ve alınacak beyanlara göre paranın teslim edildiği tarihten geriye dönük süreçte, sanığın ve inceleme dışı sanık ...'ın adına kayıtlı tüm banka ve finans kurumları hesapları nezdinde suçun bedeli olarak kararlaştırılan 100.000 TL ve üzerinde para alış verişi ya da hesap hareketi olup olmadığının tespit edilmesi, bu miktarda bir paraya rastlanılması hâlinde parayı alan veya gönderen üçüncü kişilerin de tanık olarak dinlenilmesinin sağlanması, inceleme dışı sanıklar ... ve ...'e; asıl azmettirenin sanık olduğuna ve bu nedenle tehdit edildiklerine dair iddialarını destekleyen somut vakıalar varsa bunların neler olduğunun sorulması ve araştırılması, inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'a; inceleme dışı sanık ...'ın yukarıda özetlenen mektubunda belirttiği üzere; maktulün öldürülmesinden gerçekleşen para alışverişine kadar, ...'daki otele gidiş ve gelişleri sırasında veya sonrasında, inceleme dışı sanık ...'ın araçta, otelde veya başka bir yerde sanık ile arasında suçun tamamlandığına dair bilgi verdiği veya aldığını yada "Arkamızda ... / ... var" benzeri bir beyanda bulunduğunu duyup duymadıklarının, şayet böyle bir bilgileri varsa bu görüşmenin tam tarih, saat ve yerinin sorularak tespit edilmesi üzerine; dosyada mevcut baz istasyonunu gösterir HTS kayıtları üzerinde yapılacak araştırma ile inceleme dışı sanık ...'ın bu hususta görüştüğü kişiler üçüncü kişi dahi olsa; suçtan sonra yapılan ve suçun tamamlandığının haber alındığı veya verildiği görüşmenin gerçekleştiği cep telefonunun bulunduğu yer tespit edilerek sanığın kullanımındaki cep telefonunun aynı saatlerde sinyal verdiği yerin karşılaştırılması,
Dosyada mevcut diğer delillerin birlikte değerlendirilerek tartışılması suretiyle sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken, yazılı gerekçeyle inceleme dışı sanıkların sanık hakkındaki iddialarına ilişkin toplanması gereken tüm deliller elde edilmeksizin eksik araştırma sonucu sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir." (Yargıtay CGK, İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Kelimenin tam manasıyla Yargıtay, azmettirmeye yönelik iddialarda, kılı kırk yararcasına araştırılmaların yapılmasını, zorunlu görmektedir. Bu nedenle, azmettiren ve azmettirilen olduğu ileri sürülen kişilerin arasındaki şahsi ilişki, azmettirmeden dolayı ceza verilmesi için gerekli ama kesinlikle yeterli değildir.
Hayatın olağan akışına uygun olarak düşünüldüğünde, suç fiilini bizzat işleyen şahsın, kendisini azmettiren varsa bunu söylemesi, çok düşük bir ihtimaldir. Ancak unutulmamalıdır ki, hayatın olağan akışı kavramı dahi, sanık aleyhine yorumlanamaz. Bu nedenle Yargıtay, azmettirildiği iddia edilen sanığın beyanlarına, azmettirme suçu açısından büyük önem vermektedir:
"Maktule yönelik kasten öldürme eylemini gerçekleştiren inceleme dışı sanık, aşamalarda (azmettiren olduğu iddia edilen) sanığın suça dahil olduğuna dair hiçbir anlatımda bulunmamış, bilakis istikrarlı bir şekilde olayın aniden geliştiğini, sanığın anlattıkları sebebiyle öfkelenmesi üzerine maktulün bulunduğu odaya gidip onu öldürdüğünü, ... (azmettiren olduğu iddia edilen kişinin) öldürme eylemine maddi veya manevi herhangi bir katkıda bulunmadığını savunmuştur. ... dosya kapsamı itibarıyla savunmanın aksini kanıtlayan herhangi bir beyan veya bilgiye ulaşılamamıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, mahallinde tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat olunan suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir." (Yargıtay CGK, İLGİLİ KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Sonuç
Azmettirme fiili, kötüye kullanılmaya açık bir suç tipidir. Mağdurlar, özellikle vücut dokunulmazlığına dair suçlarda, asli failin en küçük irtibatı bulunan üçüncü kişileri, azmettiren olarak suçlamaya meyillidirler. Bu konuda bir çok yüksek mahkeme kararı bulunması, işin vahametini ortaya koymaktadır.
Bu nedenle, azmettirmeye dair hem tanım hem de ispat konusunda yüksek mahkeme kararlı ile doktrindeki tespitleri güncel olarak takip etmek hayati önem taşımaktadır.