Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
BİR YARGI AÇIĞININ DEŞİFRESİ: ŞİFAHİ GÖRÜŞME TUTANAĞI
Genellikle olay anında yahut kolluk (emniyet-karakol) aşamasında, şüpheli ile kolluk kuvvetleri tarafından yapılan görüşmeler ve yaşanan diyaloglar, kollukça bir tutanağa bağlanmakta ve bazı zamanlarda bu tutanak, şüpheliye de imzalatılmakta, bazı zamanlarda şüpheliye hiç imzalatılmadan, soruşturma dosyasına eklenmektedir.
Şifahi görüşme tutanağı, teknik anlamda ifade alma sonucu oluşturulmuş bir belge değildir. Bu nedenle, kolluk ifadesi gibi bir bağlayıcılığı yoktur. Kollukça müdafi hazır bulunmaksızın alınan ifadenin mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı kuralı [CMK 148/4] göz önüne alındığında, şifahi görüşme tutanağının bağlayıcılığının olmaması doğaldır. Ancak kolluk tarafından düzenlenen resmi bir evrak olması, soruşturma dosyasına eklenmesi ve hukukumuzda, soruşturma yahut yargılama dosyasına eklenen bir evrakın dosyadan çıkarılması gibi bir düzenlemenin bulunmaması, şifahi görüşme tutanağının hukuki konumunu tartışmalı hale getirmektedir.
Yerel mahkemeler ve özellikle soruşturma aşamasında sorgu yapan Sulh Ceza Hakimlikleri, bu belgeye önem verdikleri görülmektedir.
Peki, bu belgenin hukuki konumu nedir?
Kabul Edilmez İse Bağlayıcı Değildir
Şifahi görüşme tutanağı, bu tutanak sonrası yapılan temel hukuki aşamalardan (kolluk yahut savcı ifadesinde, sorguda yahut esas mahkemesinde) en az birinde kabul edilmediği sürece, şüpheliyi bağlayıcı bir tarafı yoktur. Bu durum, Anayasa'nın 38. maddesiyle güvence altına alınan susma hakkının [Anayasa 38, mevzuat.gov.tr] ve suçsuzluk karinesinin bir yansımasıdır [CEZA YARGILAMASINDA SON SÖZ SANIĞINDIR KURALI, yuksekkaya.tr].
Nitekim Yargıtay önüne gelen bir dosyada, şifahi görüşme tutanağında suçu kabul ettiğini beyan ettiği belirtilen ancak aşamalarda isnat edilen suçu kabul etmeyen sanığa, ceza verilmesinin doğru olmadığına karar vermiştir [KARARI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN].
Aynı şekilde, sanık tarafından onaylanmayan şifahi görüşme tutanağındaki bilgiler/tespitlerin, sanık aleyhine kullanılamayacağını, Yargıtay bir başka kararında açıkça belirtmiştir [KARARI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN].
Burada dikkat edilmesi gereken konu, şifahi görüşme tutanağının şüpheli tarafından "kabul ettiği bölüm"ün bağlayıcılığı olduğudur. Zira şüpheli/sanık, şifahi görüşme tutanağını, toptan kabul yahut toptan ret etmek gibi bir seçim yapmaya zorlanamayacaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamakla yükümlü olana mahkemelerin, şüphelinin/sanığın, şifahi görüşme tutanağını kabul ettiği bölümlerin doğrudan doğruya bağlayıcı olmasını, gözden kaçırmamaları gerekmektedir.
Sanık Lehine Bilgiler İçeriyor İse Mahkemece Göz Önüne Alınmalıdır
Öyle bazı durumlar olur ki, şifahi görüşme tutanağında yer alan bazı bilgiler, sanığın lehine hükümler doğurur. Bu gibi durumlarda, şifahi görüşme tutanağını kabul eden sanığın hukuki durumu değerlendirirken, şifahi görüşme tutanağında belirtilen hususları ve özellikle sanık lehine olan tespitlerin mahkemece göz önüne alınarak yargılama tamamlanmalıdır. Bu yaklaşım, Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin araştırılması için şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplama yükümlülüğünün [CMK 160/2, mevzuat.gov.tr] yargılama aşamasında da geçerli olduğu ilkesiyle uyumludur [HUKUKA AYKIRI ESAS HAKKINDA MÜTALAA SORUNU, yuksekkaya.tr].
Bir kararında Yargıtay; sanığın kabul ettiği şifahi görüşme tutanağında belirttiği hususların araştırılarak hüküm verilmesi gerekirken, Yerel Mahkemece hiç araştırma yapılmamasını, bozma nedeni yapmıştır [KARARI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN].
Ayrıksı Durumlar
Bazı durumlarda şifahi görüşme tutanağındaki içerikler, şüpheli yahut sanık tarafından, önce kabul edilmez ancak sonradan kabul edilebilir. Böyle bir durumda, önceden inkar edilse de sonraki kabul üzerine, şifahi görüşme tutanağındaki tespitlere itibar ederek karar vermesi gerektiğini, Yargıtay önüne gelen bir davada vurgulamıştır [KARARI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN].
Bazen de şüpheli/sanık tarafından kabul edilmeyen şifahi görüşme tutanağındaki beyanların doğruluğu, dosyadaki maddi deliller ile net bir şekilde tespit edilebilmektedir. Böyle bir durumda mahkemenin, maddi deliller ile desteklenen şifahi görüşme tutanağını kabul etmesi ve hükmünde, bu tutanağa da yer vermesinde, hukuka aykırı bir durum olmadığını, Yargıtay bir kararında uzun uzun anlatmıştır [KARARI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN].
Sonuç
Türk yargısının ve emniyetinin, en karanlık dönemini yaşadığı "FETÖCÜLER" döneminde, şifahi görüşme tutanakları, hiçbir maddi delille desteklenmemesine hatta aksi kesin ve inandırıcı deliller ile ispat edilmesine rağmen, mahkeme hükümlerine esas alınarak, kasıtlı olarak yanlış kararlar verilmiştir. Bu dönemde, "suç örgütü kurmak ve örgüt bünyesinde/örgütün korkutucu gücünü kullanmak suretiyle yağma yapmak" gibi iftiralarla ve sadece tek bir şifahi görüşme tutanağına bağlı olarak binlerce vatandaş, haksız yere yargılanmıştır [YAĞMA (GASP) SUÇU, yuksekkaya.tr].
FETÖ tahakkümü emniyet ve yargı üzerinden kalkar kalkmaz, sadece "şifahi görüşme tutanağı"na dayalı verilen kararlar da bıçak gibi kesilmiştir. Ancak, o dönemin alışkanlığını hala üzerinden atamamış bir kısım kişi ve kurumlar, özellikle son zamanlarda, şifahi görüşme tutanağı adı altında belgeler ile yargıyı etkilemeye çalışmaktadır.
Ancak yüksek yargının bu konudaki acı tecrübesi ve farkındalığı sayesinde, şifahi görüşme tutanaklarının bulunduğu dosyalara dair incelemeler, hassasiyetle yapılmaya başlanmıştır.
Şifahi görüşme tutanakları, sanık tarafından kabul edilmedikçe yahut maddi (somut) deliller ile desteklenmedikçe, hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bu belirleme, artık geri dönülmez bir şekilde yani tekrar kötüye kullanılamayacak şekilde yargı uygulamasına yerleşmiş olsa da yerel mahkemelerin bu konudaki farkındalıkların düşük olması, bu konuda avukatlara büyük görev düştüğünü açıkça göstermektedir.