Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
TUTUKLAMAYA DAİR UYGULAMADAN NOTLAR
Tutuklama; ceza yargılamasının en ağır tedbiridir. Bu nedenle de ceza yargılamasında büyük bir öneme haiz bir kurumdur.
Kağıt üzerinde yazılanlara dair yığınla yazı olsa da tutuklamaya dair güncel uygulamanın nasıl olduğu konusunda, doğru düzgün bir kaynak bulmak çok zor.
İşte Yüksekkaya Law Office olarak bizzat sahadan yani uygulamanın içerisinden bir kısım bilgileri vermeyi uygun görüyoruz:
- Suça Göre Tutuklama
Mahkemelerde "işlendiği iddia edilen suça göre tutuklama kararı verme" meyli olduğu tartışmasızdır. Özellikle CMK md. 100/3. f.'da sayılan "Katalog Suçlar" dahilinde bir soruşturma söz konusu ise, sorguda (Sulh Ceza Hakimliği'nde) tutuklama olasılığı çok çok yüksektir.
- Suça Göre Tutuklu Kalma Süresi
Mahkemelerde "isnat edilen suça göre tutuklu kalma süresi" diye oturmuş bir uygulama olduğunu inkar etmek mümkün değildir. Örneğin, ruhsatsız silah bulundurmak gibi 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçlarında, ilk tutuk incelemeye veya esas mahkemesinde görülecek olan ilk duruşmaya kadar şüpheliyi/sanığı tutuklu halde bekletmek, uygulamada oturmuş bir kuraldır. Bunu, bu tip suçlara dair soruşturmalara katılan tüm avukatlar hatta sulh ceza hakimliklerinin çalışanları dahi bilir. Bu kurala istisnalar getirilebilir ama bu istisnalar % 5 bile değildir.
- Hükümle Tahliye Kuralı
Öyle bazı suçlar vardır ki, bu tip suçlarda genellikle mahkemeler "hükümle tahliye" kuralına uyarlar. Hüküm celsesine kadar ne yaparsanız yapın, tutuklamanın son bulması yahut alternatif bir tedbire çevirme (adli kontrol) taleplerinizi sadece "dinliyormuş" gibi yaparlar ama asla kabul etmezler. Özellikle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama gibi vücut bütünlüğüne dair işlenen ancak ölümle sonuçlanmayan suçlarda, uygulama "hükümle tahliye" yönünde ağır basmaktadır.
- "En Az 3 Ay Yatsın" Mantığı
İşte bu mantık, hukuku yerle yeksan eden mantıklardan en belirginidir. "Her suça ilişkin süre belirleme" mantığı, tüm hukuki metinleri, Anayasayı, ulusal kanunları, uluslararası anlaşmaları, ulusal ve uluslararası içtihatları hiçe saymak, "ben herkesten iyi bilirim" demenin en basit halidir. Ağır olmayan ama basit yaralamayı da aşan yaralama suçları gibi yargılamalarda çok kullanılır.
- "Zararı Gidermeden Tahliyeyi Unut!"
Ekonomik suçların çoğunda, bu kural geçerlidir. Öyle bir mantığın karanlığıdır ki bu görüş, hukuku hiçe saymanın dip noktasıdır. Kendini tahsilat yapan icra dairesi sanan ceza mahkemelerinin mantığıdır. Suçun oluşması, suçun maddi ve manevi unsuru gibi hususların hiçbir önemi yoktur. Hırsızlık, yağma, dolandırıcılık ithamı ile bağlı soruşturma ve yargılamalarda sıkça görünür. Zararı giderdiğiniz an tahliye ederler ve çoğu zaman da bu kuralı duyan ama suçla ilgisi olmayan kişilerce zarar karşılanmakta ve sonuçta "beraat" kararı bile verilebilmektir. Aslında suçsuz bir kişiye zarara uğrayan kişinin zararını karşılatmak adalet değil, zulümdür!
- Psikolojik Sınır Çizgisi
Bazen mahkemeler verilen cezaya göre psikolojik bir ceza sınırı çizerler. Şu an en çok kullanılan psikolojik sınır "15 yıl" sınırıdır. İtham uyuşturucu, cinsel taciz gibi tepki barındıran bir suç değil ise; nitelikli yaralama, kasten öldürmeye yardım etme gibi adi suçlarda 15 yıl altı ceza alanları hükümle beraber tahliye etmek gibi bir kurala tabi olan mahkemelerin / hakimlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazladır. 15 yıl üstü ceza alan sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi de kaçınılmaz sayılmaktadır.
- Pozisyonu Koruma
Soruşturma aşamasında tutuksuz olanı tutuklamama, tutuklu olanı ise asla tahliye etmeme gibi bir ön yargı, yine uygulamada zımnen uygulanan kurallardandır. Yani sanık, kamu davası açıldığında tutuklu ise bu sanığı tahliye etmemek, kararlarının büyük çoğunluğunda, tutuklu başlayan yargılamaları yine hükmen tutuklu olarak bitiren yerel mahkemelerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazladır.
Yukarıda sayılan ve hukukla, kanunla hiçbir alakası olmayan, bizatihi hukuksuzluğun en dip noktasını oluşturan, engizisyonun devamı niteliğindeki bu kurallar, maalesef bizim yargı dünyamızın gerçekleridir.
Peki her hakim veya mahkeme, bu kurallardan birine yahut birden fazlasına mutlaka bağlı mıdır? Tabi ki hayır. Bu kuralları elinin tersiyle iten, sadece önündeki dosyaya yoğunlaşan, kanunun lafzı ve ruhunu bir hukukçu titizliğiyle yorumlayan, güncel içtihatları sıkı takip eden ve yargı kararlarını bir idari işlem olarak görmeyi hukukçu kimliğine yakıştıramayan saygın hakim sayısı oldukça yüksektir. Ancak yukarıda belirtilen kurallara kendini "bir vahiy gibi" bağlı hisseden hakimlerin bulunmadığını söylemek ise güneşe kör bakmakla eş değerdir.
Uygulamada oturmuş bu belli başlı kurallar, mahkemeden mahkemeye değiştiğinden, yargılamanızın hangi mahkemeye düştüğü, sizin özgürlük kaderinizi belirlemektedir. Eğer yukarıda sayılan kurallarla kendini hukuka aykırı şekilde bağlı sayan bir mahkemeye düşerseniz ve tutukluysanız, haksız tutuklama ile karşı karşıya kalırsınız. Yok eğer hukuka uygun hareket eden bir mahkemede yargılamanız yapılır ise tahliye olma şansınız fazladır. Bu aslında tekrarı gereksiz bir hatırlatıştır. Çünkü bir ilde adliyedeki ceza mahkemelerine hakim olan tüm avukatlar ve o adliyede çalışan personeller de bu kuralları bilirler. "Şu mahkeme asla tahliye etmez, bu mahkeme özgürlükçü, tahliye imkanı yüksek" yorumu, her adliyede sıkça dile getirilen yorumlardandır ve bu hakime / mahkeme başkanına göre şahsileşen / değişen yargımızın üzerinde kara bir lekedir.
Sorun şu: Ne yapacağız?
HSK'nın belli periyotlarla yaptığı yargı denetimi sonucu ortaya koyduğu raporları sıkı takip edilmeli ve yukarıda belirtilen hukuka aykırı uygulamaları alışkanlık haline getirdiği bilinen hakimlerin veya heyetlerin kararlarının incelenmesi için başvuruların yapılması gerekmektedir. Çünkü HSK müfettişleri, yukarıda bahsi geçen hukuka aykırılıkları ya doğrudan yahut da dolaylı olarak eleştirmekte ve mahkemelerin bu konulardaki hassasiyetlerinin artması için kendi internet sitesinde bu raporları ilan etmektedirler.
Amacımız; kimseyi kötülemek değil, keyfi ve hukuk dışı uygulamaları, yargıdan söküp atılmasını sağlamaktadır. Hiçbir hakimin şahsı ile bir işimiz olmadığı gibi, "mahkeme kadıya mülk değildir" Anadolu irfanının sözü de kulağımıza küpe olan düsturlarındandır. Başka bir ifadeyle şahıslarla değil fiillerle mücadele etmekteyiz. Şahıslar fiillerini hukuka uygun hale getirirse, bizim de "hukuki hassasiyet radarımız"dan doğal olarak çıkacaklardır.