YAĞMA SUÇU GASP SUÇU
Bayram Yüksekkaya


YAĞMA (GASP) SUÇU
01-11-2022

(Son güncelleme 23.01.2026)

Özet

Ceza Kanunumuzda düzenlenen yağma suçu, “gasp” olarak da bilinmektedir. Kanun koyucu tarafından suç olarak düzenlenen, toplumda sıklıkla karşılaşılan suç türlerinden biri olan yağma/gasp fiili, en çok tartışılan suçlardan biridir.

Bir dönem, kadim milletimizin üzerine kara bir bulut gibi çöken, ortaçağ engizisyonlarını aratmayan “Özel Yetkili” savcılık ve mahkemelerin, hukuk adına ve hukuka rağmen, yapmış oldukları tüm hukuksuzlukların maşası olarak kullandıkları iftiraların üst sıralarında ve belki de en üstünde “yağma suçu” gelmektedir. Gerek kanuni düzenlemenin çok ayrıntılı olması nedeniyle benzer fiillerin de yağma olarak değerlendirilmesi gerek haklı-haksız herkesin “yağmalandığını/gaspa uğradığını” ileri sürmesi gerekse de suçun özelliği gereği bir kez ortaya atıldığında -aynı suç örgütü, terör örgütü ve cinsel suçlar gibi- oluşan atipatiye bağlı olarak ön yargılı yaklaşımların ortaya çıkması gibi nedenlerle, bir çok insanın haksız yere yargılanmasına ve ceza almasına, hatta ve hatta cezaevlerinde bu suçtan dolayı infaz edilen cezalar sırasında hayatlarının cezaevlerinde son bulmasına sebebiyet verilmiştir.

Engizisyon savcıları, nasıl tarihin o karanlık sayfalarında “şeytanla iş birliği yapmak ve buna bağlı olarak halkı İncil’den uzaklaştırmak” iftirası ile köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir gezmişler ise; ülkemizde de özel yetkili savcılıklar ve mahkemeler, “suç örgütü kurmak ve örgüt bünyesinde/örgütün korkutucu gücünü kullanmak suretiyle yağma yapmak” iftirasıyla, kendileri gibi düşünmeyen ve kurmayı düşündükleri sistemin oluşmasına engel olabilecek veya kendileri için tehlikeli gördükleri binlerce vatandaşımızı, hiç acımadan ve büyük bir keyifle hayatlarına sosyolojik manada (ve kimi zaman cezaevlerinde ölüme terk ederek fiilen) son vermişlerdir!

Bir dönemin belki de kilit kelimelerinden biri olan “yağma suçu” üzerine yazılan bu makale, hem yağma suçu hakkında bilgi vermek, hem de yağma suçu hakkındaki yanlış (ve belki de kasıtlı olarak yanlış bir şekilde oluşturulmuş) fikirlere karşı bir şerh ortaya koymak amacıyla YÜKSEKKAYA LAW OFFICE tarafından kaleme alınmıştır.

Makalede, suçun tanımı ve özellikleri üzerinde durulmuş ise de, daha çok örnek Yargıtay Kararları ile uygulama açısından fikir verilmeye çalışılmıştır.

Tanım

Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük’te yağmayı; “bir çok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması, talan” olarak tanımlanmıştır. (Türk Dil Kurumu internet sitesi, Güncel Türkçe Sözlük bölümü son erişim 23.01.2026, bağlantı: https://sozluk.gov.tr/?ara=ya%C4%9Fma)

Her ne kadar yağmanın sözlük anlamı olarak, birden çok kişi tarafından gerçekleştirebileceği belirtilmiş ise de, Ceza Kanunumuz, tek bir kişinin de yağma yapabilmesini ve buna bağlı olarak cezalandırılmasını öngörmüştür.

“Gasp” kelimesi ise sözlükte, “bir malı sahibinin izin ve haberi olmadan zorla alma” olarak tanımlanmış olup (Türk Dil Kurumu internet sitesi, Güncel Türkçe Sözlük bölümü son erişim 23.01.2026, bağlantı: https://sozluk.gov.tr/?ara=gasp), kanun maddesinin içeriğine daha uygundur.

Dolayısıyla, ceza kanunumuzda belirtilen suç tipi ile madde başlığı, sözlük anlamı itibariyle “uymamaktadır”. İşte sorunlar da tam bu noktadan itibaren başlamaktadır.

Doktrinde ağırlıklı görüş, madde başlıklarının da kanuna dahil olduğu yönündedir. Bu durumda, kanun maddesinin başlığı ile içeriği arasında gerçekleşen çelişki, uygulayıcıları hataya sevkedecek ve işte tam bu noktada “keyfi uygulamaların/kararların” da önü de açılacaktır.

Kanaatimizce, yağma diye tanımlanan fiil ile kanunda geçen “yağma suçu” arasında gerek tanım açısından gerekse içerik açısından farklar mevcuttur. Bu farkların ortaya çıkardığı sorunlar, uygulamaya yanlış ve yanlı olarak yansıma tehlikesini her an taşımaktadır ve bunun yüzlerce örneği mevcuttur. Bu itibarla, madde başlığının “gasp” olarak değiştirilmesi doğru olacaktır. 

Hukuki Düzenleme

Yağma suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 148. maddesinde düzenlenmiş olup, aynı kanunun 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli halleri ortaya konulmuştur.

Madde 148 - (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halinde de aynı ceza verilir.

(3) Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hale getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.

Nitelikli yağma

Madde 149 - (1) Yağma suçunun;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik bend: 18.06.2014 - 6545 S.K/Madde 64) TARİHÇE Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde,

işlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Görüldüğü üzere kanun koyucu tarafından, yağma suçu ayrıntılı bir şekilde kaleme alınmıştır. Tam bu noktada şu eleştiri yapılmalıdır ki, kanuni düzenlemelerin ayrıntılı bir şekilde kaleme alınmaları, ileride bir çok sorun ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, kısa ve net kanuni düzenlemeler, içtihat makamlarınca içleri doldurulmak suretiyle daha ince bir hukuk anlayışı içerisinde yoğurulmakta olduklarından, uygulanırlığı ve adaleti gerçekleştirmedeki fonksiyonu daha işlevsel olmaktadır. Bu şekilde ayrıntılı kanuni düzenlemeler, içtihat makamlarının hareket kabiliyetini kısıtlamakta, böylece adaletin tecellisini de sekteye uğratmaktadır.

148. maddenin birinci fıkrası, genel manada yağma fiilinin tanımını ortaya koymuş iken, ikinci fıkra “senedin yağması” olarak bilinen fiili tanımlamıştır. Üçüncü ve son fıkrada ise, istisnai bir cebir (zor kullanma, zorlama) halini düzenlenmiştir.

149. maddede, yağma suçunun nitelikli halleri, kalem kalem belirtilmiştir.

(Ayrıntılı olarak düzenlenen “yağma” suçunun, düzenleme amacı, nasıl bir anlayışla düzenlendiği gibi hususları daha iyi anlamak için, her iki maddenin de “Hükümet Gerekçesi” ile “Adalet Komisyonu Raporu”nu incelemek için TIKLAYIN)

Hukuki İrdeleme

Bu bölümde, örnek Yargıtay Kararlarını irdeleyerek, konunun tam olarak anlaşılmasını sağlamaya çalışacağız.

“Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olay değerlendirildiğinde;

Katılanın, markete giderken ve annesi Gülfer'le telefonda konuştuğu sırada cep telefonunun gasp edildiğini beyan etmesine rağmen, annesiyle telefonla konuştuktan bir ve iki dakika sonra gasp edildiğini iddia ettiği telefonundan, olaydan yaklaşık yarım saat önce de görüşme yaptığı Ramazan adına kayıtlı hattın aranması, ayrıca Ramazan adına kayıtlı hat kullanıcısının aynı gün sanığın arkadaşı Yusuf ’la, Yusuf ’un ise olaydan bir saat önce katılanın annesi Gülfer'le telefon görüşmelerinin olması, olay yerinde bulunan 6 adet boş kovanla sanığın arkadaşı Yusuf'un aracında bulunan 1 adet mermi çekirdeğinin Salih tarafından kullanılan silahtan atıldığının tespit edilmesi, iki adet boş kartuşun atıldığı tüfeğin ise olaydan bir gün sonra katılanın üvey babası Mustafa'nın da bulunduğu Fadime isimli bayanın evinde ele geçirilmesi, tanık Fatime’nin olay günü akşamı beyaz bir kamyonetle gelen kişilerin Recep’in dostunu istediklerini, onun da vermeyerek gelen kişilerin arabalarına silah sıktığını beyan etmesi, Recep'in olaydan bir önceki gece gayrı resmi eşi Zebide ile katılanın evine geldiklerini söylemesi, Zebide’nin ise Ereğli'ye fuhuş yapmak için geldiğini ifade etmesi, Erol ve Fadime’nin de olay günü fuhuş için sanık ve arkadaşlarıyla pazarlık yapıldığını doğrulamaları ve katılanın yakını olan Recep’in “zannederim  Gülfer,  telefonu  Yaşar’ın  cebine koydu“ şeklindeki beyanı karşısında; katılan ve annesi Gülfer'in olayın oluşumu ve sanık tarafından katılanın cep telefonunun gasp edildiğine ilişkin beyanlarının dosya kapsamıyla uygunluk göstermediği, bir kısım tanık ifadelerine göre taraflar arasında fuhuş pazarlığı sırasında çıkan kavga sırasında katılan ve yakınlarının, sanık ve arkadaşlarının bulunduğu kamyonete ateş ettikleri, sanığın arkadaşı Yusuf'un bulunduğu taraftaki kapıyı içten kilitlemesi, sanığın bulunduğu taraftaki kapının ise kilitli olmaması nedeniyle sanığı aşağı indirip yaraladıkları, Yusuf ’un kamyonetindeki mermi çekirdeğiyle olay yerindeki boş kovan ve kartuşların tamamının katılanın tarafındaki kişilerin kullandığı tabanca ve tüfekten atıldığı anlaşıldığından, sanığın katılanın cep telefonunu gasp ettiği hususunun şüphe boyutunda kaldığı, katılan ve yakınlarının polislerin gelmesi üzerine olayın seyrini değiştirmek için cep telefonunu sanığın cebine koyabilecekleri, sanığın 150 promil alkollü olması ve darp ediliyor olması nedeni ile de bunu fark edemeyebileceği, sanığın tüm aşamalardaki istikrarlı savunmalarına göre yağma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi için yeterli delil bulunmadığı kabul edilmelidir.” (KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Belirtilen bu karara konu olay, 2005 yılında gerçekleşmiştir. Bu olaydan dolayı yargılanan sanık, büyük ihtimalle tutuklanmış ve cezaevinde kalmıştır.

Toplumda, “yağma” fiilinde dolayı kişilerin çok ağır cezalar aldıkları, sadece iddia etmenin yeterliği olduğu ve adliyece pek bir araştırma yapmadan mahkemelerin ceza verdiği, doğru bir tespit ile ulaşılan bir kanaattir. Bu nedenle, haksızlıklarını bastırmak isteyen kişiler, hemen mevcut olaya aykırı bir şekilde “yağma”ya uğradıkları yönünde iftirada bulunmaktadırlar. 2005 yılında gerçekleşen bu olayda sanık ancak 2015 yılında yani 10 yıl sonra Ceza Genel Kurulu kararıyla aklanabilmiştir. Halbuki, kararda değinilen olaylar ilk olay olması sonrasında tespit edilmiş ve fakat Yerel Mahkemece takdir sanığın aleyhine olmuştur.

“5237 sayılı TCK'nun 148 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2 nci fıkrasında senedin yağması, 3 üncü fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149 uncu maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma suçunu işlemesiyle yağmada değer azlığı düzenlenmiştir.

Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nun 148/1 inci maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştirece- ğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.

Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Nitekim TCK'nun 148 inci maddesinin gerekçesinde de; "Hırsızlık suçunda olduğu gibi yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir" açıklaması yapılmış, gerekçede yağma suçuyla hırsızlık suçunun ortak yönleriyle aralarındaki farklara değinilmiş, böylece dolaylı olarak yağma suçunda da hırsızlık suçunda olduğu gibi faydalanma amacıya hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılanın, sanıklar tarafından 1.000 Amerikan Dolarının ve cep telefonunun gasp edildiğini pasaportu, kimliği ve Birleşmiş Milletlerle ilgili bazı belgelerinin zorla alındığını, sanık Mohammedrıza'nın telefonunda takılı sim kartı kırdığını iddia ettiği somut olayda; sanıkların tüm aşamalarda istikrarlı olarak katılanla aralarında bir arbede yaşandığını  fakat  katılana  ait  herhangi  bir  eşyayı almadıklarını savunmaları karşısında, katılanın iddialarının doğruluğunun denetlenebilmesi amacıyla ilgili yerlerden katılanın olay tarihinden sonra pasaport, kimlik ve Birleşmiş Milletler belgelerinin yeniden çıkarılması için bir müracaatta bulunup bulunmadığı, sanık Mohammedrıza'nın kırdığını beyan ettiği ancak kovuşturma aşamasında mahkemeye aynı numarayı vermesi nedeniyle kullanmaya devam ettiği anlaşılan sim kartının yenilenmesi için bir girişimde bulunup bulunmadığı, olaydan sonra gasp edildiği iddia olunan telefonun kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmışsa kimler tarafından ve hangi baz istasyonundan kullanıldığı araştırılıp, sanıklara ait pasaport ve kimliklerin onaylı suretleri de temin edilip dosya arasına konulduktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumları belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün öncelikle eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.” (KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Mağdurların beyanlarını, tartışmasız gerçek olarak kabul eden bir “yargı zihniyeti”nin, bu tip kararlara sebebiyet vermesi, oldukça korkutucudur. Herkes, böyle bir iftiranın kurbanı olabilir ve bu iftira mahkemece hiç araştırma yapmadan veya gerekli araştırma yapılmadan kabul edilebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun belirttiği hususların hiç araştırılmamış olması, büyük bir eksikliktir. İddianın temelini oluşturan hususların araştırılmaması, yargıya olan güveni sıfıra indirmektedir.

“Latince "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "masumiyet," diğer bir değişle "suçsuzluk" karinesinin uzantısı olan "şüpheden sanık yararlanır ilkesi"; amacı maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının  temel  koşulu,  suçun  şüpheye  yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Görgü tanığı bulunmayan olayda sanık aleyhine değerlendirilebilecek deliller, mağdur ile cep telefonu bayii olan tanığın beyanları ve teşhis işlemidir. Ancak teşhis işlemi kesin bir kanaat verecek şekilde gerçekleştirilmemiştir. Sanığın, birisi polis memuru, diğeri dosyada tanık olarak da dinlenen cep telefonu bayii, öteki ise sanıktan üç yaş büyük olan arkadaşıyla birlikte mağdura gösterilip, mağdurdan teşhis etmesinin istenmesi, mağdurun sanığı tam olarak teşhis etmekte zorlanması, kolluk görevlilerinin uyarısı üzerine teşhis ettiğini belirtmesi, kovuşturma aşamasında ise, sanığın yüzünü göremediğini ve eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinden emin olamadığını beyan etmesi, cep telefonu bayii olan tanığın da sanıktan satın aldığı cep telefonunun suça konu telefonla aynı model olmadığını belirtmiş olması karşısında, kesin bir kanaat vermekten uzak olan teşhis işlemine, mağdurun sonradan döndüğü beyanlarına ve sanığın tüm aşamalardaki istikrarlı savunmalarına göre yağma suçundan sanığın mahkumiyetine karar verilmesinin mümkün olmadığı,
Bu itibarla sanığın üzerine atılı yağma suçundan beraatına karar veren yerel mahkeme direnme hükmü isabetli olup onanmasına karar verilmelidir.” (
KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Bu tür suçlarda yani; hırsızlık, yağma gibi suçlarda, teşhis ilk başvurulacak delildir. Teşhis gibi hayati öneme sahip bir delil tam olarak oluşmadan ve diğer hususlar da sanığın bu suçu işlediğini göstermez ise, yağmadan ceza vermek, mümkün olmamalıdır. Ama maalesef, görüldüğü üzere çok rahat mahkumiyet hükmü verilebilmekte ve hatta bu mahkumiyet hükmünde direnilebilmektedir!

“Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan itibaren yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır. Ancak bazı durumlarda fail, aslında hırsızlık amacıyla harekete geçmesine karşın daha sonraki bir aşamada cebir veya tehdit kullanmaktadır. Bu durumda eylemin hangi suçu oluşturacağı hususunda tereddüt yaşanmaktadır.

Hırsızlık suçu da yağma gibi mala karşı işlenen suçlardandır. Ancak hırsızlık suçunda taşınır mal, sahibinin rızası ve hatta çoğu zaman haberi olmaksızın bulunduğu yerden alındığı halde, yağma suçunda fail mağdura karşı cebir veya tehdit kullanarak malı bulunduğu yerden almaktadır. Bu nedenle hırsızlık suçunda korunan hukuki yarar, zilyetlik hakları iken, yağmada zilyetlik haklarının yanında, aynı zamanda kişi özgürlüğü de korunmaktadır. Hırsızlık amacıyla malın alınmasından ve mağdurun bu eşya üzerindeki hakimiyetinin sona ermesinden sonra gerçekleşen cebir veya tehdit, hırsızlık suçunun yanında kasten yaralama veya tehdit suçunu da oluşturacaktır.

765 sayılı TCK.nın 495/2 nci maddesinde; "bir malın yağması esnasında veya akabinde fiili icra veya itmam etmek veya malı kaçırmak yahut kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına karşı cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kimse hakkında da aynı cezaya hükmolunur" şeklinde yer alan "yağmaya dönüşen hırsızlık" düzenlemesine, "mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması halinde artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek  içtima  hükümlerinin  uygulanması  gerekir" gerekçesiyle 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237
s. Kanunda; yer verilmemiştir. Bunun sonucu olarak, zilyedin hırsızlığa konu mal üzerindeki zilyetliği sona erene kadar kullanılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürürken, hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra kullanılan cebir veya tehdit, eylemi yağmaya dönüştürmeyecek, hırsızlık ve kasten yaralama veya tehdit gibi iki ayrı suçun oluşmasına neden olacaktır.

Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Sanığın, mağdurun iş yerinden aldığı cep telefonuyla kesintisiz bir takip olmaksızın 250 metre kadar uzaklaşarak, suça konu telefonu hakimiyet alanına geçirdiği sabit olup, hırsızlık suçu tamamlanmıştır. Dolayısıyla, cep telefonunu sanığın arka cebinde görerek geri almak isteyen mağduru bıçakla basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte yaralayan sanığın bu eylemi, 5237 sayılı TCK.nda dolaylı yağma düzenlemesine yer verilmemiş olması nedeniyle, tamamlanmış olan hırsızlık suçunu yağmaya dönüştürmeyip, hırsızlık suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır.
Bu itibarla, sanığın eylemlerini kasten yaralama ve hırsızlık olarak vasıflandırarak uygulama yapan yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli olup, onanmasına karar verilmelidir.” (
KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Yeni kanunda, fiile ilişkin bir düzenleme yok iken, daire tarafından bu konuda düzenleme varmış gibi bozma hükmü kurulmasındaki yanlışa yönelik Ceza Genel Kurulu’nun görüşlerine katılmamak mümkün değildir.

“Yağma, tehdit veya cebir kullanmayla hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olup, bu itibarla birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir. Yağma suçu birden çok suçun bir araya gelmesiyle oluşmuş olsa da, onlardan ayrı ve bağımsız bir suçtur. Bu nedenle hırsızlık suçu için öngörülen suçu etkileyen nedenler yağma suçunda uygulama alanı bulamayacağı gibi, iki farklı suç olmaları nedeniyle yağma ve hırsızlık suçları arasında zincirleme suç ilişkisinden de bahsedilemez.

Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan BİR SUÇTUR. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, akabinde bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Sanıkların yağma suçunu işlemek için bir plan dahilinde olay yerine getirdikleri katılanı, olay günü saat 18.00'den ertesi gün 06.00'ya kadar cebir ve tehdit kullanarak hürriyetinden yoksun bırakıp, hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladıkları, katılanın üzerinde bulunan 600 Lira parasıyla banka ve kredi kartlarını aldıkları, tehditle şifresini öğrendikleri kartları kullanarak iki bankaya ait ATM cihazından toplam 1.800 Lira para çektikleri ve katılana toplam 5 adet yüksek miktarlı senet imzalattıkları, anılan eylemler cereyan ederken cep telefonuyla katılanın çıplak görüntü ve fotoğraflarını kaydedip, katılanı olayı polise bildirmesi ve 50.000 USD getirmemesi durumunda görüntüleri internete verecekleri ve ailesine gönderecekleri şeklinde tehdit ettikleri olayda, sanıkların amaçlarının baştan beri yağma suçunu işlemek olduğu, katılanın görüntü ve fotoğraflarını kaydetmelerinin yağma suçunun devamı şeklinde olup, olayda tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan şantaj suçunun ayrıca oluşmadığı, şantaj içerikli ifadelerin yağma suçunun tehdit unsuru içinde kaldığı ve sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.” (KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Karara ve gerekçesine iştirak etmekle birlikte, yağma suçu içerisinde bulunan “tehdit” unsurunun, yağmayı gerçekleştirmeye yönelik bir tehdit olması da göz önüne alındığında, bu tehdit içerisinde ileri sürülen sözlerden (şantaj gibi) ayrıca cezalandırılmaya gitmek, hiçbir ceza hukuku prensibiyle de bağdaşmadığını eklemek isteriz.

“Yağma suçu ise, 5237 sayılı TCY’nın 148 ila 150. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, Yasanın 148 inci maddenin 1 inci fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2 nci fıkrasında senedin yağması, 3 üncü fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149 uncu maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde de kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağmayla yağmada değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır. Yağma suçunun temel şekli, 5237 sayılı Yasanın 148 inci maddesinin 1 inci fıkrasında tanımlanmıştır. Buna göre kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Başka bir anlatımla yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malı, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle almaktır. Bu itibarla “zor yoluyla hırsızlık” bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek, şeklinde de tanımlanmıştır.

765 sayılı TCY’nda “gasp” olarak adlandırılan yasağa, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlıkla yağma suçları aynı ortak unsurlara salip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı çalmak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.
Amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının evrensel ilkelerinin birisi de “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde tutulması gereken herhangi bir meseleye ilişkin kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, dava koşulları bakımından da geçerlidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık K.’nin tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmesi ve suça konu kolyenin de sanığın üzerinde ele geçirilmiş olması karşısında, şikayetçiye ait kolyenin olay günü sanık K. ve yanında bulunan ancak açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen M. isimli kişi tarafından alındığı konusu da herhangi bir duraksama bulunmamakta olup, suça konu kolyenin alınması sırasında şikayetçiye yönelik herhangi bir cebir, şiddet veya tehdit fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunun tespiti gerekmektedir. Görgü tanığı bulunmayan somut olayda, bu hususun da şikayetçinin aşamalardaki anlatımlarıyla sanığın savunmalarının birlikte değerlendirilmesi suretiyle belirlenmesi olanaklıdır.

Şikayetçi N.Ö.’nün olayı takiben sıcağı sıcağına verdiği kolluktaki ifadesiyle sanığın samimiyetinden kuşkuya düşecek bir tutarsızlık görülmeyen tüm aşamalardaki savunmaları karşısında; şikayetçinin önceki ifadesini genişleterek yargılama aşamasındaki “sanık bir eli ile boğazımı tutarken, diğer eli ile boynumdaki kolyeyi sert bir şekilde koparıp aldı” şeklindeki anlatımının kuşkulu hale geldiği, eylemin gerçekleştirme şekline ilişkin bu kuşkunun da “kuşkudan sanık yararlanır” (in dobio pro reo) ilkesi uyarınca sanık yararına yorumlanması, dolayısıyla da eylemin sanığın savunduğu şekilde, şikayetçinin boğazı tutulmaksızın boynundaki kolyenin sert bir şekilde çekip koparılarak alınması suretiyle gerçekleştirildiğinin olayın oluş ve cereyan tarzına uygunluk arz ettiğinin kabulünün gerektiği, Diğer taraftan kolyenin sert bir şekilde çekilerek alınması üzerine doktor raporunda da belirtildiği üzere şikayetçinin boynunda kızarıklık oluşması nedeniyle yağma suçunun zor unsurunun gerçekleştiğinin kabulü olanaklı olmayıp, bu hususun 5237 sayılı TCY’nın 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Bu itibarla sanığın, şikayetçinin boynundaki kolyeyi tek eliyle sert bir şekilde çekip almak şeklinde gerçekleşen eylemi, 5237 sayılı TCY’nın 142/2-b maddesine uyan nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğundan, yargıtay C.Başsavcılığının suç niteliğine yönelik itirazının kabulü ile, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün suç niteliğindeki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.” (KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Mağdurlar, genellikle olay anından hemen sonraki ilk ifadelerinde doğruyu söyleyip, diğer ifadelerinde ise çelişki oluşturmaktadırlar. Bu, ceza yargılamasında sıkça görülen bir durumdur. Bazı mağdurlar, uğradıkları zarar nedeniyle failin alacağı cezayı arttırmak için sonraki ifadelerde değişikliğe gider iken, bazı mağdurlar ise, fail veya failin yakınları tarafından manipüle edilirek, failin/sanığın daha az ceza almasını sağlamak amacıyla ifadelerini değiştirmektedirler.

Karardaki olayda, birinci husus söz konusu olmuştur. Birinci ifadesinde atlanılması mümkün olmayan failin hareketleri hususunda, birinci ifadede belirtilmeyen “bir eliyle boynumu tutarken diğer eliyle boynumdaki kolyeyi sert bir şekilde koparıp aldı” şeklindeki beyana itibar etmek kanaatimizce de imkansızdır.

“Mağdur Eyüp'ün, aşamalarda değişmeyen ve tutarlı bir şekilde ortaya koyduğu iddialar, kısmen sanığın kaçamaklı savunması ile de doğrulanmıştır. Nitekim, Yerel Mahkemece, mağdurun iddiaları samimi görülerek, sanığın ırza tasaddi suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu hüküm kesinleşmiştir. Dosya kapsamında, mağdurun, sanığa iftira edip, suç atması için saptanmış herhangi bir neden bulunmadığı da nazara alındığında, mağdurun iddialarının bir kısmının kabul edilmesi, bir kısmının ise iddianın bölünmesi suretiyle kabul edilmemesi çelişki yaratacağı gibi, kanıtların takdirinde yanılgı niteliğindedir. Zira, mağdurun, altı aylık bir süre içerisinde sanığın baskılarına ve zorlamalarına maruz kaldığı, bu aşamada yaşının küçük ve öğrenci olması nedeniyle korkup, durumu herhangi bir kimseye söyleyemediği ve sanığın eylemlerinin ulaştığı boyut artınca, her şeyi göze alarak durumu ailesine anlattığı anlaşılmaktadır. Sanığa iftira etmesi için herhangi bir neden bulunmayan mağdurun, aşamalardaki tutarlı anlatımları ve sanığın, mağdura ait telefonu bir süre kullanmak üzere aldığına ve yine mağdurdan bir miktar parayı borç olarak aldığına dair kaçamaklı kabul niteliğindeki  savunmaları  nazara  alındığında,  sanığa yüklenen yağma suçunun sabit olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla Yerel Mahkemece, mağdurun anlatımları bölünmek ve bir kısmına itibar edilip, bir kısmına itibar edilmemesi suretiyle kanıtların değerlendirilmesinde takdir yanılgısına düşülerek, dosya kapsamına uymayan ve varsayımlara dayalı gerekçelerle sanığın, yağma suçundan mahkumiyeti yerine beraatına karar verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.” (KARARIN KÜNYESİ VE TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)

Bir önceki karar ile şimdiki kararın birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Mağdurun ifadesini değiştirmesi hususunda yukarıda söylediklerimiz, burada da geçerlidir. Yalnız, bu olayda farklı bir durum söz konusudur. Mağdur, büyük bir baskı altındadır ve bu baskının varlığını açıkça belirtmiştir. Bu durumda mağdurun beyanları alınırken, mağdurun bu baskıdan yeni kurtulduğunu da göz önüne aldığımızda, ifadesine ve sonraki ifadelerine -gerçeğe aykırı olmadığı tespit edilmediği sürece- itibar etmek gerekmekte ve ifadede bir bölünmeye gitmemek gerekmektedir.

YAĞMA SUÇU İLE İLGİLİ DAHA FAZLA YARGITAY KARARI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN!!!

Sonuç

Yağma suçu, en çok tartışılan suçlardan biridir. Önemine ve bünyesinde bir çok suçu (hırsızlık, tehdit vs.) barındırmasına binaen; üzerinde çok ayrıntılı inceleme yapılması gereken bir suç türüdür.

Her ne kadar biz bu makalemizde kısa bir inceleme yapmak istemiş ve bir fikir vermek amacıyla hareket etmiş isek de, diğer makalelerimize nispetle, uzun bir makale halini almıştır.

Burada, yağmayla ilgili konulara sadece serlevha halinde değinilerek geçilmiş ve en azından okuyucunun aklında bir fikir oluşmasını sağlamaya çalışılmıştır.

“Yağma” suçu bahane edilerek, bir çok hayatın “yağmalanmadığı” günlere ulaşmak dileğiyle…

Bayram Yüksekkaya
Site Etiketleri: Adana Ceza Avukatı Adana Boşanma Avukatı Adana Avukat Adana Ağır Ceza Avukatı Ceza Avukatı Adana Avukat Boşanma Avukatı Ağır Ceza Avukatı Adana Ceza Avukatı Adana Ağır Ceza Avukatı

BENZER KONULAR

Adli Sicil Kaydı ve Arşiv Kaydı Silinir Mi?

Aile Konut Şerhi

ANLAŞMALI BOŞANMA VE BOŞANMA PROTOKOLÜ

ATATÜRK ALEYHİNE SUÇLAR

BOŞANMA DAVALARINDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

BOŞANMA DAVASI

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU

7406 SAYILI KANUN İLE TCK'DA VE BİR KISIM KANUNLARDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

İŞLENEMEZ SUÇ

MEŞRU SAVUNMA

ORGANİZE SUÇLULUK

SUÇUN DEREBEYLERİ

CEZA AVUKATININ YOL HARİTASI

KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS SUÇU

SUÇA YARDIM ETME

TCK MD 1 - CEZA KANUNUNUN AMACI

TCK MADDE 267 İFTİRA SUÇU

YAĞMA (GASP) SUÇU

UYUŞTURUCU VE UYARICI MADDE TİCARETİ YAPMA SUÇU

TEFECİLİK SUÇU ÜZERİNE

HİÇ KİMSE KONUŞMAYA ZORLANAMAZ!

CEZA KANUNLARINI BİLMEMEK MAZERET DEĞİLDİR

BOŞANMA DAVALARINDA CİNSEL KUSUR İDDİALARI

KISITLAMA KARARI VE AVUKATIN HAKLARI

CEZA YARGILAMASINDA SONRADAN DEĞİŞEN - ÇELİŞEN İFADE

YARGITAY KURAL OLARAK MADDİ VAKIA DENETİMİ YAPAMAZ

SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA SUÇLARINDA HİYERARŞİ VE İSPAT SORUNU BİR KARAR İNCELEMESİ

TERK SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASI

EVLİLİKTE ÇOCUĞU KORUMAK İÇİN TEHDİT - BOŞANMA

HUKUKUN YASAKLADIĞI PUSULA: SUÇ YOLU (ITER CRIMINIS)

KASTEN ÖLDÜRME SUÇLARINDA TAHRİK

CEZA SORUŞTURMASI VE YARGILAMASINDA AVUKATIN YERİ VE ZORUNLU-İSTEĞE BAĞLI MÜDAFİLİK

KATALOG SUÇ GEREKÇESİYLE TUTUKLAMA VE ANAYASA'YA AYKIRILIK SORUNU

EŞ TAKİBİ - DEDEKTİFLİK VE HUKUKİ DURUM

KÖTÜ MUAMELE SUÇU (TCK M. 232/1. F.)

POŞETTE PARMAK İZİ ÇIKMASI CEZALANDIRMAK İÇİN TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR

6284 SAYILI KANUN: SOMUT DELİLİN HİÇE SAYILMASI VE ÇÖZÜM

POSTMODERN ENGİZİSYON KURALI: KADININ BEYANI ESASTIR!

CİNSEL SUÇLARDA İFTİRALAR VE SAVUNMANIN HUKUKSAL GÜCÜ

CEZA YARGILAMASININ AMACI: MADDİ GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARMAK

HUKUKA AYKIRI ESAS HAKKINDA MÜTALAA SORUNU

YARGITAY KARARLARI PENCERESİNDEN "SUÇ İŞLEMEYE TAHRİK" SUÇU

SUSMA HAKKINI KULLANMAK ve SUÇU İNKAR ETME ALEYHE YORUMLANAMAZ

TÜRK CEZA KANUNU'NA GÖRE HIRSIZLIK SUÇU: TANIMI, CEZASI VE İSTİSNALAR

YARGITAY'A GÖRE "YAĞMA SUÇU"

BOŞANMA HUKUKUNDA "EYLEMLİ / FİİLİ AYRILIK" KAVRAMI

ZİNCİRLEME UYUŞTURUCU TİCARETİ SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK

TİK TOK PAYLAŞIMLARI VE BOŞANMA

CEZA DAVALARININ VAZGEÇİLMEZ UNSURU: TANIK

SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA SUÇUNDA KAST

KARŞI CİNSLE YANAK YANAĞA FOTOĞRAF ÇEKTİRMEK - BOŞANMA

KİŞİSEL VERİLERDE HAKİMİYET UNSURU VE BERAAT NEDENİ

CEZA DAVALARINDA DAVA ZAMANAŞIMI

TALİMATLA İFADE ALMA / SAVUNMA VE 5 YIL ALT SINIR SORUNU

YEREL MAHKEMELERİN SEGBİS KARŞITLIĞI VE SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI

CEZA DAVALARINDA CEZANIN BELİRLENMESİ

SANIK SAVUNMASININ ÇÖKMESİ

KARIŞTIRILAN ÖNEMLİ 5 KAVRAM: DAİMİ ARAMA KARARI - YAKALAMA EMRİ - GÖZALTI - KAÇAKLIK KARARI - TUTUKLAMA KARARI

NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR İDDİASI VE BERAAT: BİR KARAR İNCELEMESİ

DEEPFAKE VE DEEPFAKE SUÇLARI

TELETIP - TELE SAĞLIK VE UZAKTAN SAĞLIK HİZMETİNİN HUKUKİ BOYUTU

HACK SUÇLARI VE TCK'DAKİ CEZAİ YAPTIRIMLARI: DİJİTAL DÜNYADA HUKUKİ GÜVENLİĞİNİZ

MAHKEMEDEN TUTUKLANMAMA GÜVENCESİ KARARI

CEZA YARGILAMASINDA SON SÖZ SANIĞINDIR KURALI

TÜRK CEZA HUKUKUNDA HAKSIZ TAHRİK KAVRAMI

TÜRK HUKUKUNDA DİJİTAL UNUTULMA HAKKI

GENEL ANLAMDA YARALAMA SUÇLARI VE KANUNİ ÇERÇEVE

TCK MADDE 190 KAPSAMINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE KULLANILMASINI KOLAYLAŞTIRMA VE ÖZENDİRME SUÇLARINA İLİŞKİN YARGITAY İÇTİHATLARI ÇERÇEVESİNDE HUKUKİ İNCELEME

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU'NA GÖRE YETKİLİ MAHKEMENİN BELİRLENMESİ

HACKLINK SUÇLARI

CEZA YARGILAMASINDA ÖNEMLİ BİR KRİTER: HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA UYGUNLUK

CEZA YARGILAMASINDA VİCDANİ KANAAT: MADDİ GERÇEĞİN PEŞİNDE BİR İSPAT DOKTRİNİ

BİR BOZMA SEBEBİ: ÇELİŞKİLERİN GİDERİLMEMESİ

BİR BOŞANMA SEBEBİ: KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ SUÇ İŞLEME

YARGITAY'A GÖRE DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMA SUÇU

SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA SUÇUNDA AMAÇ SUÇ SINIRLAMASI VAR MI?

BİR YARGI AÇIĞININ DEŞİFRESİ: ŞİFAHİ GÖRÜŞME TUTANAĞI

CEZA YARGILAMASINDA KARARLARIN GEREKÇELİ OLMA ZORUNLULUĞU

TAKİBİ ŞİKAYETE BAĞLI SUÇLAR VE ŞİKAYETTEN VAZGEÇME

CEZA HUKUKUNDA MÜDDETNAME

SANIĞIN SORGUYA ÇEKME HAKKI

BOŞANMA DAVALARINDA AFFETMEK

Yüksekaya AI Asistan