Site Etiketleri:
Adana Ceza Avukatı
Adana Boşanma Avukatı
Adana Avukat
Adana Ağır Ceza Avukatı
Ceza Avukatı
Adana Avukat
Boşanma Avukatı
Ağır Ceza Avukatı
Adana Ceza Avukatı
Adana Ağır Ceza Avukatı
İDDİANAMENİN HUKUKİ GEÇERLİLİK UNSURU: YETERLİ ŞÜPHE
İddianame, soruşturma sonucunda cumhuriyet savcısı tarafından kaleme alınan, kamu davasının açılması için düzenlenmesi zorunlu olan ve ceza yargılamasında yer alan en önemli belgelerden biridir.
Kanunda, iddianamenin geçerlilik şartları bakımından bir çok unsur sayılmıştır (CMK md. 170). Ancak, tüm bu geçerlilik unsurunun ötesinde, iddianamenin yazılabilmesi için gerekli olan hukuki geçerlilik unsuru; Cumhuriyet savcısının tüm soruşturma sonucunda "yeterli şüphe"ye ulaşması zorunlulğudur (CMK md. 170/2.f.).
Eğer Cumhuriyet savcısı, soruşturma boyunca yaptığı araştırmalar, topladığı deliller neticesinde, yeterli şüpheye ulaşamamışsa, iddianame düzenleyemeyecektir, düzenler ise düzenlenen iddianame kanunun emredici düzenlemesine aykırı düzenlenmiş bir iddianame olacaktır.
Yeterli Şüphe Nedir?
Cumhuriyet savcısı; bir ihbar yahut bir suçun işlendiği izlenimi veren bir hali öğrenir öğrenmez (basit şüphe) işin aslını araştırmakla yükümlüdür (CMK md. 160/1.f.). Emrindeki adli kolluk marifetiyle ve tüm kurum ve kuruluşlarla yapacağı yazışmalarla, uzman raporları almak suretiyle vs. yaptığı araştırmalar neticesinde ve başka bir araştıramaya gerek görmediği anda, bir değerlendirme yapmak zorundadır. Soruşturma boyunca yapılan araştırmalar, toplanan deliller, alınan bilgiler vs. sonucunda "yeterli şüphe" söz konusu mudur? İşe savcının bu soruya yanıtı "evet" ise kamu davası açmak için iddianame düzenleyecek, eğer "hayır" ise, KYOK kararı verecektir (CMK md. 171).
İşte Cumhuriyet savcısının bu soruya vereceği yanıtın "evet" veya "hayır" olmasının ayrımını, yeterli şüphe kavramının tanımı belirlemektedir.
Bu konuda yapılan tartışmalara girmeden Yargıtay'ın "Eldeki delillerle şüpheli/sanığın mahkûm olma ihtimali, beraat etme ihtimalinden daha yüksek olduğu durumda, yeterli şüpheden bahsedilecektir." görüşünü kural olarak benimsediğini söylemek mümkündür (Yargıtay 18 CD, 18.12.2017 T.; KARARIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Yeterli Şüphe Belirlemesi Nasıl Yapılacak?
Ceza kanununun amacı; "kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir" (TCK md. 1). Ceza yargılamasının amacı ise, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır (CMK md 52/3-b, 58/3, 133/1, 160/2, 236/2-5). Bu amaçlara bağlı olarak, bir kişinin/sanığın cezalandırılabilmesi için, o kişinin/sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olması zorunludur (CMK md. 223/5).
Dolayısıyla; sanığa suç olarak isnat edilen fiilin; kanunda suç olarak tanımlanmamış olması veya sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması yahut sanığın kastının / taksirinin bulunmaması ya da olayda bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması veyahut sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması halinde; beraat kararı verilmesi gerekecek yani sanığa ceza verilemeyecektir (CMK md. 223/2).
Bir fiilin suç olabilmesi için, mutlaka kanunda ve hiçbir şüpheye yer verilmeden düzenlenmesi gerekir (TCK md. 2/1). Suç oluşturan bir fiilin, fail tarafından işlendiği, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş deliller ile ispat edilmelidir (CMK md. 217/2). Delillerin; hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş olmasının yanında, somut olması da zorunludur. Zira; tutuklama (CMK md. 100), taşınmaz hak ve alacaklara el koyma (CMK md. 128), bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma (CMK md 134), iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması (CMK md. 135), gizli soruşturmacı görevlendirilmesi (CMK md. 139), teknik araçlarla izleme (CMK md. 140) gibi tedbir mahiyetindeki işlemlerde dahi somut delil zorunluluğu aranırken, hüküm verilirken somut delile dayanılmaması, düşünülemezdir.
Delilerin öncelikle CMK md. 206/2'ye göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Delillerin; kanuna uygun olarak elde edilmiş olması, delil ile ispat edilmek istenen olayın karara etkili olması ve davayı uzatmaya yönelik bir saikle ileri sürülmemiş olması gerekmektedir.
Daha da önemlisi, ceza dosyasında yer alan her somut delil değil, duruşmaya getirilen ve usulüne uygun olarak tartışılabilen somut deliller, ceza yargılaması bakamından bir anlam ifade eder (CMK md. 216). Hakim, sadece ve sadece duruşmaya getirilip huzurunda tartışılmış somut delillere dayanarak karar verebilir (CMK md. 217). Dolayısıyla hakim; hüküm verirken, somut olmayan (soyut, 5 duyu organıyla erişilemeyen, fiziki özelliği bulunmayan, aksi ispat edilmemiş, her türlü şüpheye açık vs.) hiçbir delile dayanamayacağı gibi, dosyaya eklenmiş olsa da huzurunda CMK md. 216 dahilinde usulüne uygun olarak tartışılmayan hiçbir somut delili, hükmüne esas alamayacaktır.
İşte Cumhuriyet Savcısı, tüm bu belirlemelere göre "nesnel" olarak şüphelinin/failin ceza alabileceğine kanaat getirir yahut da mahkum olma ihtimalini beraat etme ihtimaline göre daha yüksek ihtimal olarak görür ise, "yeterli şüphe"ye ulaşmış olacaktır.
Yeterli Şüphede Nesnellik İlkesi
Sadece iddianame düzenleme değil iddianame düzenlememe (KYOK kararı verme) kararında da Cumhuriyet savcısının ulaştığı sonucun, subjektif/kişisel değil, objektif/nesnel olması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, yeterli şüphenin var olup olmadığı konusunda karar verir iken; Anayasa başta olmak üzere yasal düzenlemeler, taraf olunan hukuki sözleşmeler, içtihatlar ve doktrindeki görüşleri göz önüne almak zorundadır. Zira, yargılama aşamasında mahkeme hüküm kurarken de bu unsurları göz önüne alarak karar verme yükümlülüğü altında iken Cumhuriyet savcısının bu yükümlülükten bağışık olduğunu düşünmek yanlış olacağı gibi, bu yönde bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
Eğer Cumhuriyet savcısı, nesnellik ilkesine bağlı olarak "yeterli şüphe" sorununu aş(a)maz, subjektif/kişisel saikle hareket eder ise, bunun birden fazla açıdan oluşacak sonuçlarıyla karşı karşıya kalmak zorunda kalacaktır.
Birincisi, mahkemeye sunulan iddianame, iade edilecektir. Zira CMK md. 174/1-a bendi; CMK md 170'e yani yeterli şüpheye ulaşılamadan kaleme alınıp mahkemeye sunulan iddianamelerin iade edilmesi, zorunludur. Yeterli şüpheye ulaşılma konusunda bir hata yapılması, iddianameyi hukuki olmaktan çıkararak, hakkında işlem yapılmaya değer olmayan bir belge konumuna getirecektir.
İkincisi, Cumhuriyet savcısının hukuki sorumluluğunun doğması söz konusu olabilecektir. Zira; Cumhuriyet savcısının yukarıda izah edilen hususları bilmemesi mümkün değildir ve bu hususlara aykırı hareket edilmesi, "kanuna mutlak muhalefet hali" (kanuna açıkça aykırı işlem tesis etmesi veya görevini kanuna aykırı yapması) anlamına gelmektedir ve bu durumunda Cumhuriyet savcısının cezai, hukuki ve idari sorumluluk sonucunu doğurmaktadır.
Uygulamadaki Sorunlar
Cumhuriyet savcılarının iddianame düzenleyip, mahkemeye sunmaları sonrası ceza mahkemeleri, iddianamenin kendilerine sunulması sonrasında, iddianameyi CMK md. 174'te düzenlenen, iddianamenin iadesi hususlarının bulunup bulunmadığı yönünden incelemeye başlar. İşte bu süreçte, şüpheliye veya müdafisine bir bildirim yapılmamakta, şüpheli ve/veya müdafisinin iddianamenin iadesi hususlarının bulunup bulunmadığı konusundaki tespitlerini ileri sürebilme haklarını kullanabilmeleri "fiilen" engellenmekte hatta kullandırılmamaktadır. Hatta çoğu zaman, soruşturma aşamasında UYAP ortamında vekil kaydı bulunan müdafi, bu aşamayı UYAP'tan görememekte yahut da iddianamenin değerlendirilmesi aşamasında yapılan işlemler, iddianamenin kabulü kararı sonrası aynı gün hatta aynı anda UYAP'a kaydedildiğinden, iddianame değerlendirme sürecinde kullanabilecek başvuruya dair haklar, zayi olmaktadır.
Bu sorunun çözümü için, iddianamenin mahkemeye sunulması ile başlayan iddianamenin değerlendirme aşamasında mahkemenin, kendisine sunulan iddianamenin bir örneğini şüpheli ve varsa müdafisine tebliğ etmesi ve belli bir süre verilmesi zorunluluğu getirilmelidir. Yine kanunda mahkemeye tanınan 15 günlük süre ve bu süre içerisinde bir karar verilmemiş ise iddianamenin kabul edilmiş sayılması yönündeki düzenlemeler, şüpheli ve varsa müdafisine iddianamenin bir örneğinin tebliği ve verilen süre göz önüne alınarak yeniden kaleme alınmalı, şüpheli ve varsa müdafine tebliğ edilmeden ve verilen kanuni süre geçmeden iddianamenin kabulüne karar verilemeyeceği de açıkça düzenlenmelidir. Aksi halde, bu hakkın kullanımının fiilen engellenmesi nedeniyle gerek AYM gerekse de AİHM tarafından (haklı olarak) hak ihlali kararı verilmesi, kaçınılmaz olacaktır.
Sonuç
Bir iddianamenin düzenlenmesi yani soruşturma sonucunda kamu davası açılabilmesi için, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının yeterli şüpheye ulaşması, zorunludur. Cumhuriyet savcısının ulaştığı bu sonucu; hukuki dayanakları hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya koymalı, değerlendirmesinin nesnel olduğunu iddianamede göstermelidir. Aksi halde, bu zorunluluklara uymayan bir iddianamenin mahkemece reddedilmesi, zorunlu ol/malıdır/acaktır.
Bu sürece, adil yargılanma hakkının bir gereği olarak, şüpheli ve varsa müdafisinin de etkin şekilde katılması zorunludur ve bu zorunluluk nedeniyle uygulamada bu konuya dikkat edilmelidir. Fakat, uygulama için bu zorunluluğa uygun davranmak "ek bir bürokratik iş yükü" olarak değerlendirileceği kaçınılmaz olacağından, sorunların kesin çözümü için bu hakkın kullanımının kanuna işlenmesi, zorunludur.